Sana şahsım hakkında söylediklerin için cevap vermeye tenezzül etmezdim, eğer sözlerin sadece beni muhatap almış olsaydı; Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Haklı olduğu halde münakaşayı terk edene cennetin avlusunda bir köşk garanti ederim.” buyurdu diye, tazallumumu Rabbime arz eyler, seni O’na havale ederek susardım. Ama birçok din ve tasavvuf büyüğümüze de dil uzatıp, dindarlık namına birçok dinî gerçeği inkâr durumuna düşmüşsün. Onun için cevap vermek boynuma dinî bir vazife ve vecibe oldu.
Önce yazı üslubun çok çirkin ve bayağı, müslümana hiç yakışmıyor; alaylı, iftiracı, küstah ve saldırgan; değil iyi müslüman olmak, sadece iyi bir araştırıcı, inceleyici ve tenkitçi olmak için bile serinkanlı, saygılı ve kibar davranmayı öğrenmen şarttır. Asil insan, muhatabı dost düşman kim olursa olsun adileşmez.
İkincisi, yazını niçin bir sol dergide yazdığın hiç anlaşılmıyor. Onlarla fikir birliğin mi var, gönül birliğin mi? Bilmez misin ki Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Her kim ki bir grubun arasına katılır, kalabalığına karışırsa onlardan sayılır.” buyurmuştur. Eğer solcuların bazı fikirlerine katılmadığın halde onların yanında yer alabilecek kadar mezhebin geniş ise aynı müsamahayı niye bazı konularda senden farklı olan müslümanlara da gösteremiyorsun?
Ama seninle onlar arasında çok sağlam bir müşterek nokta hemen göze çarpıyor: Onlar, “din, burjuvazinin proletaryayı sömürmek için ortaya koyduğu bir düzen, bir tuzak, bir afyondur.” diyorlar, sen de Hacıbayram’da din sömürüsünden yakınıyor; orada ibadet edenleri, “kendi kişisel hesapları ve bağlı oldukları çevrelerin dünyasal iktidarları için günde beş defa namaz adı altında bir araya gelip tekrar dağılan şuursuz gruplar” olarak görüyor, eski müslümanlar hakkında da “tahmin ettiğim kadarıyla bunların büyük kısmı sağlıklarında milleti sömürüp anasını ağlatmışlardır.” diyorsun. Demek ki sol ideolojinin tesiri altında kalmışsın.
Bunların kalplerini mi yardın ki düşünce yapılarına, niyetlerine bu kadar kesin teşhis koyuyorsun? Buna dinde en aşağısı suizan ve iftira derler ki âşikâr bir günahtır.
Şapı şekerle, camı elmasla, ağuyu şifalı şurupla bir sanıp Çevirgel ve Açma Duası’yla, el-İbrîz ve Lübbü’l-lüb kitabını aynı kefeye koyuyor; dine hizmet etmiş büyük alimlerle bir Mevlid kıraatine 150.000-200.000 isteyen mevlidhanları eşit gösteriyorsun. Dergi ve kitaplarının, makalelerinin muhtevası ortada iken nâhak yere bazı kimseleri şirke sahip çıkmakla suçluyor; arkadan muskacı, üfürükçü, cifirci, müneccim, gayb işleriyle uğraşan yobaz kişileri sayıp mugalata ve laf kalabalığıyla kızdığın kimseyi o tiptenmiş gibi göstermeye çabalıyorsun.
Bilmez misin ki Hz. Peygamber’in (sas.) bildirdiği üzere: Bir müslüman bir müslümana onda olmayan bir sıfatı izafe ederse, o sıfat döner söyleyene gelir, kâfir derse kendi kâfir olur, müşrik derse söyleyen ceza olarak şirke düşürülür.
Kendini gerçek müslüman sanıp diğer bütün müslümanlara en kötü sıfatları reva görüyorsun. Kibir ve ucbun, kendini beğenmenin ne kadar büyük günah olduğunu, kalbinde zerrece kibir olanın cennete girmeyeceğini hadîs-i şerîflerden okumadın mı?
Tasavvuf, tasavvuf büyükleri ve kerâmetler hakkında bilgin yok veya yanlış; inancımızda kerâmet-i evliyâ haktır, Kur’ân-ı Kerîm’de, hadîs-i şerîfte delilleri ve hayatımızda hâlen misalleri vardır, sen hâlâ inkâr ediyorsun. Biz gördüklerimizi, yaşadıklarımızı söylüyoruz; şahitler, deliller getiriyoruz. Nefsaniyet ve enaniyetiniz kabarmasın diye, inat edip dinden imandan uzak düşmeyesiniz diye sizin gibilere münakaşa ve cedel üslubu ile değil, ilmî üslupla, tebliğ metoduyla dolaylı yoldan cevap veriyoruz; siz ise ya yazdıklarımızı okumuyor ya da okuduklarınızı anlamıyor, gene inkâra gidiyorsunuz.
Tasavvuf, İslâmî bir ilmin adıdır; o çatı altındaki tezkiye-i nefs, tasfiye-i kalb, tehzîb-i ahlâk, zikir, tesbih, ibadet, riyazet, zühd, takva... ana İslâmî konulardandır. İnsanın gerçek kurtuluşu o gerçek tasavvufla olur.
Halkı irşad ve terbiye, alimlerin boynunun borcu ve vazifesi olup, halkın da gerçek ulemasına sevgi ve saygı göstermesi Allah’ın ve Resûlullah’ın emridir. Şu halde sizin değil asıl bizim yolumuz doğrudur. Tasavvufun hedefi, küfür ve şirkle en derin mânası ile cihad etmektir. Defalarca yazdık ve belirttik ki biz dünyada Kur’an’ın emir ve yasaklarına, Resûlullah’ın sünnetine uygun yaşayıp şehit sevapları kazanarak ölmek istiyoruz. Seninle şahsen bir alâkamız yok; bizi hiç de tanımıyorsun; suizannı ve inadı bırak; acele kararlar verme, ahkâm kesme; kuru akıl ve boş felsefe çok kimseyi helak eyledi. Yolun çıkar yol değil, sünnet-i seniyye-i nebeviyyeye tevazu ve samimiyetle sarıl ki mânevî hastalıklarından şifa bulasın.
*