19 Şaban 1431 | 31 Temmuz 2010
89CADE1A-BFD6-47AF-AA5E-7FAB6EDCDDBC
Üye Girişi
|
Üye Ol
ANA SAYFA
KUR'AN-I KERİM
Okuyun
Dinleyin
Bilgilenin
SON PEYGAMBER
TASAVVUF
Tasavvufa Dair
Yolumuzun Esasları
Silsile-i Şerif
Hatm-i Hacegan
Evrad-ı Şerif
M. ZAHİD KOTKU (RH. A.)
Hayatı
Fotoğrafları
Kitapları
Sohbetleri
M. ES'AD COŞAN (RH. A.)
Hayatı
İslam Anlayışı
Tasavvuf Anlayışı
Hizmet Anlayışı
Kitapları
Başmakaleleri
Sohbetleri
Fotoğrafları
Anma Programları
M. NUREDDİN COŞAN
SIK SORULAN SORULAR
Soru-Cevap
Sık Sorulan Sorular
Soru-Cevap
>
Sık Sorulan Sorular
RİBA VE SELEM İLE İLGİLİ KONULAR
SORU: Güney doğuda köylüler tarlayı sürüp mahsulünü paylaşmak üzere çiftçilik yapan traktör sahiplerine tarlalarını vermek için bir miktar ödünç para verilmesini şart koşuyorlar. Bu şart caiz midir?
CEVAP:
Menfaat sağlamak maksadıyla birisine ödünç olarak para vermek caiz değildir. Veren mesul olduğu gibi, alan da mesuldür. Çünkü bu muamele ribâ sayılır. Peygamber (sa.) buyuruyor ki: "Menfaat için verilen her ödünç ribadır." Şayet tarla sahibi şart koşmadan tarlasını çiftçiye verir, çiftçi de ihtiyaca binâen kendisine ödünç olarak para verirse beis yoktur. Aynı zamanda büyük sevabı vardır.
SORU: Riba ne demektir? riba kelimesi faiz kelimesinin tam anlamını ifâde ediyor mu?
CEVAP:
Ribâ Arapça bir kelimedir. Lügatta esas mânâsı ziyâde ve artıştır. Istılahta ise, fıkh ölçülerine göre eşit olmayan veya eşitlikleri bilinmeyen veya bedellerden birisi veya her ikisi hazır olmayan ribevî şeylerin üzerine yapılan akiddir. Ribânın haram oluşu, hem Kur'ân-ı Kerîm hem Ehâdis-i şerife ile sabittir. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: Allah, alış verişi mubah, ribayı yasak kılmıştır. Peygamber (sa.) de şöyle buyuruyor: “Allah ribâ yiyeni, yedireni, kâtibini ve şahidini lânetlemiştir.” Binaenaleyh ribânın hürmeti (haram oluşu) hususunda hiç şüphe yoktur. Onu inkâr etmek küfürdür. Fakat inkâr etmeden ribâ alan veya veren kimse, müslüman olmakla beraber günahkâr ve büyük bir vebalin altındadır. Câhiliyette iki çeşit ribâ vardı. Birincisi şöyle idi: Varlıklı kimse, muhtaç bir kimseye belli bir zamana kadar ödünç para verirdi, vadesi gelince kendisine şöyle derdi: Ya borcunu öde yahut da faiz karşılığında onu şu tarihe ertele. Borçlu kimse bunlardan birisini yapmaya mecbur kalırdı. Buna Rıben'nesie denir. İkincisi; Altın ve gümüş gibi tartılan veya buğday ve arpa gibi ölçülen bir cinsi, kendi cinsi mukabilinde peşin olarak ziyadesiyle satış akdini yapmaktır. Buna da Rıbelfadl denir.
SORU: İki çeşit mercimekten bir çeşidi iyi pişmekte, diğeri ise iyi pişmemektedir. İyi pişmeyen iki ölçek mercimek ile iyi pişen bir ölçek mercimek almak caiz midir?
CEVAP:
İyi pişmeyen iki ölçek mercimek karşılığında iyi pişen bir ölçek mercimek almak caiz değildir, ribadır. Ebû Said el-Hudrî'den rivayet edilmiştir: Bilâl, Peygamber'e Burni -güzel bir hurma türü- hurmasıyla geldi. Peygamber (sa.): "Nereden bu hurma ey Bilâl" dedi. Bilâl; "Bizde güzel olmayan bir hurma vardı, Resûlüllah için iki avucu bir avuçla değiştirdik" dedi. Bunun üzerine Resûlüllah: "Bu ribânın ta kendisidir, bunu yapma. Ama iyi hurma satın almak istiyorsan Önce hurmanı sat, sonra da parasıyla iyi hurmayı al" (Buhârî-Müslim).
SORU: Dârü'l-harb veya dârü'l-küfür olan bir ülkede bir müslümanın gayr-i müslimden veya bankalarından faiz alması caiz midir?
CEVAP:
İmâm-ı Âzam ile İmâm-ı Muhammed'e göre müslüman olmayan bir memlekette bulunan bir müslümanın, müslü-manları aldatıp mallarını çalması veya gasb etmesi caiz olmadığı gibi gayr-i müslimlerin mallarını da çalması veya gasb etmesi caiz değildir. Çünkü İslâm dini müsamaha ve fazilet dini olduğu için hiyâneti, aldatmayı, gayr-i ahlâkî ve çirkin şeyleri her yerde yasaklamaktadır. Ancak küfür diyarında yaşayan bir müslümanın gayr-i müslimden faiz almasında beis yoktur. Çünkü onlara göre faiz almak Vûyânet sayılmaz, normaldir. Diğer mezhebler ile Ebû Yûsuf a göre faiz her yerde yasaktır. Ne İslâm diyarında ne de küfür diyarında onu almak caiz değildir. Alışverişte, ölçüde, tartıda müslümanlara gösterilen muameleyi gayr-i müslimlere de göstermek îcâb eder. Hatta bir kimse meselâ Avrupa'ya giderse, orada devlete veya şahsa ait bir şey bulursa onu sahibine vermeye mecburdur. Küfür diyarında gayr-i müsl,imlerden faiz almak caizdir diyen İmam-ı Âzam ile Muhammed'in sözü daha râcihdir. Çünkü bir müslüman parasını, meselâ bir Alman bankasına yatırsa (ki yatırması doğru değildir) onlar parasını çalıştırıp bol bol kazanacaklar, para sahibi faizini almadığı takdirde cebine hiç bir şey girmeyecek, üstelik de gayr-i müslimlerin istihzalarına maruz kalacaktır.
SORU: Teminat mektubunu almak ve ona dayanarak işe girmek caiz midir? Ancak cevabınızı almadan "Teminat mektubu"ndan ne anladığımızı açıklamak istiyoruz. "Teminât mektubu" demek herhangi bir banka tarafından müşterilerine -bir bakıma- kefalette bulunmak için verilir. Bir kimseden, bir başkası her hangi bir işin yapılması için "teminât" ister. Taahhüt edilen işin yapılmaması halinde bu "teminâta" işi yaptıran el koyar. Taahhütte bulunan, bu teminatı para olarak verebileceği gibi para yerine "teminât mektubu" da verebilir. Teminât mektubu veren banka, muhataba müteahhit adına teminât vermiş, yani kefalette bulunmuş olur. Müteahhit taahhüdünü yerine getirmezse banka, teminat mektubunda gösterilen parayı müteahhide kefilmiş gibi muhataba öder. "Teminât mektubu" veren banka, müşterisi olan müteahhitden bir komisyon alır. Ayrıca diğer masrafları da alır."
CEVAP:
Sorulan sual faiz ile ilgilidir. İslâm'da faiz haram olduğuna göre verilecek cevap her halde malûmdur. Çünkü sualde şu ibare geçiyor: “Teminât mektubu demek herhangi bir banka, müşterilerine..." Yâni teminât mektubu alan kimsenin faiz alan veya veren bir kimse olduğu anlaşılıyor. Binâenaleyh teminât mektubunun durumunu soran kimse, daha önce İslâm dininde faiz almak caiz mi, caiz değil mi? diye sorsa daha iyi olur. Ayrıca teminat mektubu karşısında komisyon parasını vermek de caiz değildir. Çünkü fıkıh kitapları, kefil olan kimse, müteberridir yâni meccânen kefaleti yapar, diye ifâde ediyorlar. Buna göre: "Bir ücret verilmek şartiyle birisine kefil olursa caiz değildir. Hatta böyle bir ücretin verilmesi kefalette şart koşulsa, kefalette batıl olur." Teminat mektubu veren banka değil, başka bir şahıs da olsa, ücretle olduktan sonra caiz değildir. Yalnız mubah olan bir işe girebilmek için teminat mektubundan başka çare yoksa durum değişir. Bu zamanda hacca gidenlerin İslâm'a ters düşen muamelelere zorlandıkları gibi.
SORU: Devlet, emeklilerin emeklilik ikramiyesinin bir kısmını peşin olarak, kalanını da bir sene vade ile devlet tahvili olarak veriyor. Ancak tahvil olarak verdiğine belirli bir oranda faiz ilâve ediyor. Faiz adı ile verilen bu fazlalığı almak caiz midir?
CEVAP:
Bir kimse faiz almak gayesiyle parasını devlete veya başkasına verir, sonra ilaveli olarak alırsa malûm olduğu gibi faiz sayılır. Fakat devlet, ikramiyeye müstahak olan kimsenin ikramiyesinin bir kısmım peşin, bir kısmını tahvil suretinde vadeli ve ilaveli olarak verirse, ona faiz denilse de dînen faiz değildir. Alınmasında hiç bir sakınca yoktur. Hatta bir kimse, birisine bir miktar -meselâ- para ödünç verir, sonra borçlu olan kimse borcunu ödediğinde şartsız olarak bir hediye ikram ederse bunda bir sakınca yoktur. Hatta Şafiî mezhebinde sünnettir. Alan da Allah'ın indinde mesul değildir.
iskenderpasa.com
Hukuki Şartlar
|
İletişim
Yardım
|
Site Haritası
Copyright 2000-2009 Server İletişim A.Ş. Her hakkı mahfuzdur.
All Rights Reserved.
Sık Kullanılanlara Ekle
|
Tavsiye Et