Bugün Hıristiyanlık (ya da başka bir din) İslâm’la boy ölçüşebilir mi? Hayır, asla! Dünyada mevcut tüm diğer dinlerin, Müslümanlıkla kıyaslanabilecek veya yarışabilecek safilik ve mükemmelliği var mıdır? Hayır, yoktur! Sizler de her gün gazetelerde görüyor okuyorsunuz: Her dinden ve ülkeden nice insan İslâm’a geliyor; hem de en aydın, en kaliteli kişiler, araştırıcılar, yazarlar, filozoflar, profesörler... Tarih boyunca da bu böyle olagelmiştir. Değil sadece bîtaraf, vicdanlı, hür düşünceli insanlar, hatta İslâm’dan gayrı dinlerin din adamları, papazlar, hahamlar, rahipler dahi müslüman olup durmaktadır. Çünkü İslâm, Allah’ın (cc.) razı olduğu hak yoldur; kitabının bir âyeti bile değişmemiştir, Peygamber’inin hayatı güneş gibi meydandadır; inanç ve ahkâmı, en ileri ve üstün, en gerçek ve doğru, en tabiî ve uyumlu, en ilmî ve mâkul, en güvenli ve sağlam, en sevimli ve olumlu, en erdemli ve faydalı, en çağdaş ve modern olan dindir.
Bunu cümle âlem, hele hele hıristiyan misyoner teşkilatları çok iyi bilir, Kur’ân-ı Kerîmimizin tabiriyle: “Çocuklarını bilir gibi bilir.”55 Onun için İslâm’la doğrudan doğruya, dobra dobra karşılaşmaktan dikkatle kaçınır, dinî konularda karşılıklı fikrî münâzaralardan çekinir, bilimsel tenkide yanaşmaz, gerçeklerin anlaşılmasından korkarlar.
Korkunca ne yaparlar? O muazzam malî gücüyle, geniş imkân ve kadrolarıyla sinsi ve sessiz çalışır; işi taassuba, haçlı zihniyetine, dinî folklora, batıl hurafe şenliklerine, Noel baba hediyelerine, çam ağacı süslemelerine, altınlı yaldızlı, debdebeli, tantanalı, şaşaalı, göz kamaştırıcı ayinlere, bedava tıbbî bakım ve ilaç dağıtımına, şifalı (!) ayazma sularına, aziz ve azizelerin (!) gördüğü uydurma rüyalara, korolara, orkestralara, oratoryolara, film ve romanlara, hâsılı bin bir reklam ve propaganda cambazlığına döker, para dağıtır, maaş bağlar, rüşvet verir.
Bunlara kapılıp aldanan birkaç zavallının kilise korosu önlüğü ile çekilmiş resimlerini gazetelerde yayımlattırır. “Şu kadar müslüman çocuğu vaftiz oldu, Hıristiyanlığa girdi.” diye yazdırtır; bazı, yönü belli yandaş yayın araçlarında, “Müslümanlarla hıristiyanlar falanca kilisede ayine birlikte iştirak ettiler, hatta gelen müslümanlardan, asıl hıristiyanlara yer bile kalmadı.” diye resimler, haberler bastırtır, kıs kıs, keh keh güler. Mü’min ve mücahid ecdadımızın emaneti kendi öz yurdumuzda ne günlere kaldık, ne hallere düştük, daha neler göreceğiz!
Maalesef, devletimizin yıllardır süren yanlış kültür ve eğitim politikası, iç ve dış politikamızın ters hedef ve yönü; bazı devlet görevlilerinin garip tutumu; TRT’deki aleni Hıristiyanlık reklam ve propagandası; maksatlı ve tarafgir filmler, kitaplar, konferanslar, tiyatro eserleri; matbuat âlemine hâkim gedikli dinsiz ve densizlerin, katıksız gayrimüslimlerin, Ermeniler’in, dönmelerin cüretkâr gayret ve faaliyetleri, kanunlarımızdaki yasak ve kısıtlamalar vs. müslümanların elleri ve kollarının bağlanmasına, dinlerini öğrenme, öğretme ve yayma çabalarına köstek olunmasına; buna mukabil İslâm düşmanlarının olanca teşvik ve serbestlikle çalışmasına sebep olmuştur ve olmaktadır.
Artık tek tük olaylardan ibret almalı, işaret ve emarelerden sonuçları görmeli, Perşembe’nin gelişini Çarşamba’dan sezip anlamalıyız.
Millet ve devletçe herkes gözünü iyice açmalı, gaflet ve dalaleti (ve hatta hıyaneti) bırakmalıdır. İslâm bizim her şeyimizdir, onu yitirdiğimiz zaman her şeyimizi, benliğimizi, hürriyetimizi hâsılı dünyamızı da âhiretimizi de yitirmiş, mahvetmiş oluruz.
Çevremizde dönen dolapları, üstümüzde oynanan oyunları görmeli, ezelî ve tarihî düşmanlara karşı müteyakkız olmalı, maskeli düşmanların maskelerini düşürmeli, dinimize sımsıkı sarılmalı, onu korumak için var gücümüzle çalışmalıyız.
*