19 Şaban 1431 | 31 Temmuz 2010
 
A257D1D7-A390-443A-A8A7-3ED77B0D1AAE
Üye Girişi | Üye Ol
  • ANA SAYFA
  • KUR'AN-I KERİM
    • Okuyun
    • Dinleyin
    • Bilgilenin
  • SON PEYGAMBER
  • TASAVVUF
    • Tasavvufa Dair
    • Yolumuzun Esasları
    • Silsile-i Şerif
    • Hatm-i Hacegan
    • Evrad-ı Şerif
  • M. ZAHİD KOTKU (RH. A.)
    • Hayatı
    • Fotoğrafları
    • Kitapları
    • Sohbetleri
  • M. ES'AD COŞAN (RH. A.)
    • Hayatı
    • İslam Anlayışı
    • Tasavvuf Anlayışı
    • Hizmet Anlayışı
    • Kitapları
    • Başmakaleleri
    • Sohbetleri
    • Fotoğrafları
    • Anma Programları
  • M. NUREDDİN COŞAN
  • SIK SORULAN SORULAR

  • Makaleler
    • İslam Dergisi Başmakaleleri
    • Kadın ve Aile Dergisi Başmakaleleri
    • İlim Sanat Dergisi Başmakaleleri
    • Panzehir Dergisi Başmakaleleri
    • İdeal Yol
Makaleler > İslam Dergisi Başmakaleleri

Anlayamadıklarım



Kasım 1986

Türkiye’nin kahir ekseriyeti müslümandır. Ayrıca milletimiz çağlar boyunca, bugüne gelinceye kadar İslâm âleminin savunmasını ve liderliğini yapmıştır.

Şehirlerimizin minareli, kubbeli siluetlerinden örf ve âdetlerimize, davranışlarımızdan zevklerimize, hatta günlük konuşmalarımızdaki “inşaallah, maşallah, Allaha ısmarladık...” gibi sözlere kadar her şeyimizde İslâm’ın damgası, simgesi, kokusu, ruhu sergilenmektedir; yani kısacası kültürümüz İslâm kültürüdür ve şahsen biz bununla övünüp gurur duyar, iftihar ederiz.

Ayrıca demokratik, hür ve açık bir rejimle idare ediliyoruz. Birçok hakkımız anayasada teminat altına alınmıştır: Din ve vicdan hürriyeti, fikir ve düşünce hürriyeti, eğitim hürriyeti vs. sahibiyiz. Yüzümüz ak, alnımız açık, istediğimiz gibi inanır, gönlümüzce ibadet eder, yazar, çizer, konuşuruz.

Peki ama neden bunlara rağmen ortada sanki Müslümanlık suçmuş gibi bir hava estirilip duruluyor, millet, ilerici gerici diye iki kampa bölünüyor, dince kutsal tanınan şeyler karalanıp lekelenmek isteniyor? Bu hürriyet çağında neden hâlâ pek çok kimse Müslümanlığını korkarak veya utanarak, saklı saklı yapmakta veya aleni yaptığı takdirde hücuma uğramakta, hatta fiilen zarar görmekte?

Halkımız dinî konularda neden hâlâ mesela hür Avrupa ülkelerindeki işçi kardeşlerimiz kadar bile serbest hareket edemiyor, fikrini açıkça söyleyemiyor, inancına uygun yaşayamıyor, yaptığını ise gizlemek mecburiyeti hissediyor?

Bu soruya pek çok cevap, sosyal veya politik veya psikolojik tahlil olabilir. Ama en başta gelen sebeplerden biri, müslüman halkımızın sesini duyuracak, savunmasını yapacak, meşrû haklarını koruyacak müessir yayın organlarının az ve dolayısıyla etkisiz olmasıdır.

Bu hür ve demokratik rejimde, matbuat âleminde İslâm’a karşı disiplinli ve organize bir cephe teşekkül etmiş olup, bunlar fırsat buldukça İslâm’a, müslümanlara alenen ve öfkeyle karşı çıkmaktan geri durmamaktadırlar. Mesela, kâh müslümanlara ille de haram olan domuz eti yedirmeye çalışır; kâh mesture hanımların başörtüsüne, çarşafına sataşır; kâh iffet ve namus anlayışına saldırır; kâh erkeğin sakalına, şalvarına, gömlek yakasına karışır, boynuna yazda kışta, mantıklı mantıksız kravat dolamayı ilericilik sayar; kâh bakan Kur’an kursu açıyor diye yaygara basar; kâh vali dinî hizmetlere önem veriyor diye tenkit eder; kâh, “Yobazlık yayılıyor, irtica hortlayacak, halk gitgide daha müslümanlaşıyor, ola ki rejime kastederler.” diye devlet güçlerine, hukukçulara millet aleyhinde ihbar ve tahrikte bulunur, masum milletimizi en tabiî haklarını kullanıyor diye âdeta dış güçlere jurnal ederler.

Antrparantez onlara: “Kuzum sen kimin malını kime karşı koruyorsun ki usta hırsız misali ev sahibinden de baskın çıkmaktasın! Yoksa ülkenin asıl sahibi olanlar uyanıyor, yaptığımız zulümler, oyunlar anlaşılacak, hıyanetimizin sorgusu yapılacak diye mi telaştasın?” demek lâzım değil mi?

Evet, onlar halkın gözünün içine baka baka, kızdığını, üzüldüğünü bile bile böyle yapar giderler; çünkü ülkemizin has ve cefakeş evladı basın ve yayın âlemine maalesef çok geç girmiştir. Zira bizde bu sahayı ve diğer kültürel hizmeti, propaganda gücü olan dalları çok önceleri yahudi, Ermeni, Rum, gayrimüslim azınlıklar tutmuştu. Bunlar onların yetiştirmeleridir. Zengin imkânlara sahip, emperyalist dış güçler tarafından destekli, organize bir azınlık; zevkleri, gayeleri, inançları, tahsilleri, yaşamları, kültürleri bizden çok farklı. Bu yüzden ne kadar bîtaraf ve bilimsel olmaya özenseler de yapamazlar, bizi tanımaz ve anlamazlar, bize ters düşerler, bizi üzerler.

Ben onları anlıyor ve hareketlerini normal karşılıyorum, elbette bu hürriyet ortamında tabiatlarının gereğini yapacaklar. Su insanı boğar, ateş yakar.

Benim anlayamadığım memleketin gerçek sahipleri, suskun ve durgun büyük kalabalıklar, kendisine hizmet etmeyen, bilakis ters düşen, hakaret eden, hor gören kimseleri istese bir küskün bakışıyla, bir kırgın jestiyle yola getirmesi mümkün, muazzam yığınlar. Niye kendini, şahsiyetini, tarihini, kültürünü, inancını, fikrini –dolayısıyla tüm menfaatlerini ve istikbalini– müessir vasıtalarla savunmaz veya bu konuda dostu düşmanı ayırmaz; hatta düşmanı besler, destekler de dostu kederinden kahreder... hiç anlayamıyorum.

Bir de bu asil halkın içinden çıkıp da ona yâr olmayan, onun ekmeğiyle beslenip yetişince, rahat ve konfora dalan, halktan ve öz kültüründen kopan, yabancı ideolojilere angaje olan faydasız, vefasız ve nankör aydınları anlayamıyorum.

Bir diğer anlayamadığım zümre de yapılacak bin bir müsbet iş ve hizmet varken birbirine düşen, hizipleşen, çekişen müslümanlar; siperde düşmana değil de kendi tarafına dönüp veryansın eden şaşkın kalem erbabı; eski yeni, boş mezhep ve müctehid taslakları; hak ve batıl savaşında yerini şaşırıp kendi kalesine gol atan zavallılar.

Bakalım onlar oynanan bu komedinin hangi perdesinde, ne zaman uyanacaklar!

*


iskenderpasa.com Hukuki Şartlar | İletişim Yardım | Site Haritası
Copyright 2000-2009 Server İletişim A.Ş. Her hakkı mahfuzdur. All Rights Reserved. Sık Kullanılanlara Ekle | Tavsiye Et