19 Şaban 1431 | 31 Temmuz 2010
 
89CADE1A-BFD6-47AF-AA5E-7FAB6EDCDDBC
Üye Girişi | Üye Ol
  • ANA SAYFA
  • KUR'AN-I KERİM
    • Okuyun
    • Dinleyin
    • Bilgilenin
  • SON PEYGAMBER
  • TASAVVUF
    • Tasavvufa Dair
    • Yolumuzun Esasları
    • Silsile-i Şerif
    • Hatm-i Hacegan
    • Evrad-ı Şerif
  • M. ZAHİD KOTKU (RH. A.)
    • Hayatı
    • Fotoğrafları
    • Kitapları
    • Sohbetleri
  • M. ES'AD COŞAN (RH. A.)
    • Hayatı
    • İslam Anlayışı
    • Tasavvuf Anlayışı
    • Hizmet Anlayışı
    • Kitapları
    • Başmakaleleri
    • Sohbetleri
    • Fotoğrafları
    • Anma Programları
  • M. NUREDDİN COŞAN
  • SIK SORULAN SORULAR

  • Soru-Cevap
    • Sık Sorulan Sorular
Soru-Cevap > Sık Sorulan Sorular

KURAN-I KERİMLE İLGİLİ ÇEŞİTLİ KONULAR



 

SORU: Kur'ân-ı Kerîm'i ücret mukabilinde okumak caiz midir? Peygamber'in (sa.) zamanında ölü için Kur'ân-ı Kerîm okunur muydu?
CEVAP: Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet etmek büyük ibâdetlerden biridir. Cenâb-ı Hak muhtelif âyetlerde Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet eden kimseleri medh ve sena ederek büyük mükafatlarla mükafatlandıracağını vadediyor. Peygamber (sa.) de Kur'ân-ı Kerîm "in her harfi için on hasene olduğunu müjdeliyor. Yalnız başkası için Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet etmek hususunda ihtilâf vardır. İmam Şâfi'î ile birçok ashab; namaz, oruç ve zekât gibi ibâdetler başkası için caiz olmadığı gibi tilavet de başkası için caiz olmaz diyorlar. Hanefî ulemâsı ile Safi'i ulemâsının bir kısmı duaya kıyas etmek suretiyle başkası için Kur"ân-ı Kerîm'i okumak caizdir diyorlar. Ancak Şafiî mezhebine göre kabristanda ve meyyitin yanında Kur'ân-ı Kerîm'i okumak rahmetin inmesine vesile olduğu gibi birisini kalbden hatırlayıp okunan "Kur'ân-ı Kerîm "in sevabı kadar filan adama ver" diyerek dua etmek de hatırlanan adamın (kimsenin) rahmete mazhar olmasına vesile olur. Bu takdirde tilavet ücreti alınabilir. Ama Hanefi mezhebinde ise ta'at ve ibâdet karşılığında ücret almak haram olduğundan Kur"ân-ı Kerîm'i menfaat karşılığı okumak caiz değildir. Ücret alan da mesul, veren de mesuldür. Peygamber (sa.) şöyle buyuruyor: "Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet ediniz. Fakat karşılığında ücret alıp menfaat sağlamayınız." Ancak Hanefi mezhebinin son âlimleri ezan, imamet, va'z ve Kur'ân-ı Kerîm öğretmek mukabilinde ücret almaya cevaz vermişlerdir. Çünkü ücret mukabilinde muayyen kimselere bu vazife yaptırılmazsa vazife aksaklığı olacak ve şeair-i İslâmiyyenin ortadan kalkmasına sebep olacaktır. Peygamber (sa.)'in zamanında ölü için Kur'ân-ı Kerim okunduğuna dair sahih bir hadîs vârid olmamıştır. Ancak yukarda belirttiğim gibi Hanefi ulemâsı, duaya kıyasla, ölmüş olan kimse için okunur diye hüküm etmişledir. Hülasa: Hanefi mezhebinde imamet, ezan ve tedris dahil, her ibâdet mukabilinde ne ücret alınır, ne de verilir. Übey bin Ka'b diyor ki: Birisine Kur'ân-ı Kerîm'i öğrettim. O da bana bir yay hediye etti, durumu Peygamber'e (sa.) naklettim. Bu münasebetle Peygamber (sa.) buyurdu ki: "Almışsan, ateşten bir yay almış olursun." Bunun üzerine yayı geri çevirdim. Peygamber (sa.) bir hadîsinde de şöyle buyurmuştur: "Kur'ân-ı Kerîm'i okuyunuz ve dileklerinizi Allah'a götürünüz. Sizden sonra öyle kimseler gelecek ki Kur'ân-ı Kerîm'i okuyacak ve halka el açacaklar". Fakat ulemâyı müte'ahhirîn, (Hicretten üçyüz yıl sonra gelen ulemâ) beytü'l-malın (devlet hazinesinin) yardımı kesilip dine bağlılık gevşedikten sonra, imamet, ezan ve tedris gibi İslâm'ın şi'arı sayılan ibâdetler mukabilinde ücret verildiği takdirde bunların ihmale uğrayıp ortadan kalkması endişesi ile ücret almaya ve vermeye cevaz vermişlerdir. Ama İslâm'ın şi'arı değil, şahsi ibâdet sayılan Kur'ân-ı Kerîm tilavet etmek gibi bir ibâdet mukabilinde asla ücret almak ve vermek caiz değildir.
 
SORU: Kur'ân-ı Kerîm'in tercemesi hususunda zaman zaman çelişkili sözler söylenmektedir. "Caizdir" diyen olduğu gibi "caiz değildir" diyen de vardır. Bu hususu açıklar mısınız?
CEVAP: İki çeşit terceme vardır:
1-Harfi terceme; Yani ilave ve açıklama yapmadan tertip ve mânâlarına tam riâyet ederek bir müradif -eş anlamlı- getirmek suretiyle bir sözü bir dilden başka bir dile nakletmek.
2-Manevî terceme: Yani bir sözü tertip ve murad olan tüm mânâlarına riâyet etmeden başka bir dil ile izah ve şerh etmektir. Kur'ân-ı Kerîm'i harfiyyen tercüme etmek yani Kur'ân-ı Kerîm'in naznıı, üslubu ve kelimeleri yerine başka bir nazm, üslup ve kelime koyup yüklendiği bütün mânâ ve maksatları ona yüklemek mümkün değildir. Kur'ân-ı Kerîm'in manevî tercümesi ise caizdir. Bunda hiç bir sakınca yoktur. Osmanlılar zamanında böyle tercümeler yapıldığı gibi bu zamanda da yapılmaktadır. Bütün İslâm ulemâsı bunu caiz görmektedirler. Ayrıca her vaiz vaaz ettiği zaman Kur'ân-ı Kerîm'in bir âyetini okuyup, Türkçe olarak mealini vermektedir. Bu normaldir. Her zaman bu olmuştur ve olacaktır. Vaiz tarafından verilen meal manevî tercüme kabilindendir. Tercüme-i maneviyede dikkat edilmesi gereken bir husus şudur: Kur"ân-ı Kerim tercüme edilirken istikametini değiştirip Kur'ân-ı Kerîm'in murad etmediği şeyleri eklememek lazımdır.
 
SORU: Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenebilmek için çocukların her gün birkaç saat Kur'ân dersine devam etmeleri gerekir. Her zaman abdestli kalmaları zordur, ne yapmak îcâb eder?
CEVAP: Ekseriya Kur'ân-ı Kerîm'in öğrenimi küçük yaşta olduğundan çocukların daimi surette abdestli kalmaları" zor ve meşakkatlidir. Çocukları her zaman abdest almağa zorlamak nefret etmelerine vesile olabilir. Bunun için mümeyyiz olan çocukların abdestsiz olarak Kur'ân-ı Kerîm'i taşımaları caizdir. Öğrenim meselesi olmazsa çocuk da olsa onu taşımak haramdır. Baliğ olan kimse ne öğrenim ne de başka bir şey için abdestsiz olarak Kur'ân-ı Kerîm'i ne taşıyabilir ne de ona dokunabilir. Ancak emti'a ilk birlikte Kur'ân-ı Kerîm'i taşımakta beis yoktur. Meselâ Kur'ân-ı Kerîm'i çantaya koyup taşımak caizdir.
 
SORU: Kur'ân-ı Kerîm'i müslüman olmayan ülkelere götürmek caiz midir?
CEVAP: Kur'ân-ı Kerîm'i müslüman olmayan memleketlere "ehli küfrün eline düşme korkusu olmazsa" götürmekte beis yoktur. Ehli küfrün eline düşmesi muhtemel ise onu götürmek caiz değildir. İbn'i Ömer'den şöyle rivayet edilmiştir: "Peygamber (sa.) Kur'ân'ın düşman memleketlerine götürülmesini nehyetti" (Buhâri ve Müslim).
 
SORU: Kur'ân-ı Kerîm ve dini kitaplarla alış-veriş edip ticaret yapmak caiz midir? Bunları ticarete alet etmek doğru bir hareket mi?
CEVAP: Kur'ân-ı Kerîm ile dinî kitapları bastırıp onlarla alışveriş yapmak caizdir. Kutsal kitabımızı ve dinî eserlerimizi dünyaya ve ticarete alet edilmesin diye onların basılmasını ve ticaretini yasaklamak okunmalarına ve yayılmalarına sed çekmek anlamına gelir. Bu da islam'a ve Kur'ân'a düşmanlık yapan kimsenin işine yarar. Kur'ân-ı Kerînrin satışı meselesi İbn'i Abbas'a soruldu, İbn'i Abbas (ra.) şöyle cevap verdi: Bunda beis yoktur. Çünkü hattatlar el emeğini alıyorlar.
 
SORU: Kur'ân-ı Kerîm okuyan veya yemek yiyen kimselere selâm verilir mi?
CEVAP: Selâm vermek İslâm dininde, imânın şi'arı ve mü'-minin diğer bir mü'min için değerli bir duâsıdır. Fakat selamın, zaman ve yeri vardır. Yani her zaman ve her yerde selâm verilmez. Zikir, fikir, okumak ve namaz gibi ibâdetle meşgul olan kimseye de selâm vermek caiz değildir.
 
SORU: Para ve elbise üzerine Kur'ân-ı Kerîm âyetleri yazılsa onlara dokunmak veya onları taşımak caiz midir?
CEVAP: Hanefi mezhebine göre altın, gümüş veya kağıt para üzerine bir sûre veya bir âyet yazılırsa ona dokunmak caiz değildir. Fakat Şafiî'ye göre ona dokunmak veya onu taşımakta beis yoktur. Çünkü Allah'ın Resulü Herakl'e gönderdiği mektupta bir âyet-i kerîme yazdırmıştı. Bununla beraber onu götüren zata abdestli kalacaksın diye emir vermemişti. Demek abdestsiz olarak onu ve benzerini taşımak caizdir.
 
SORU: Birisinin çantasında veya valizinde Kur'ân-ı Kerîm ve dinî kitaplar bulunduğu halde başı altına koyup yatması caiz midir?
CEVAP: İçinde Kur"ân-ı Kerîm ve dinî kitap bulunan çanta veya valiz üzerine başını koyup yatanın gayesi onu hırsızlardan korumak ise üzerine başını koymakta beis yoktur. Yoksa günahkar olur.
 
SORU: Bir kimsenin cebinde, üzerinde âyet-i kerime yazılı bulunan para veya parmağında Allah'ın veya Peygam-ber'in ismi yazılı bulunan bir yüzük bulunsa helaya gidebilir mi?
CEVAP: Cebinde üzerinde âyet-i kerîme veya Allah'ın ismi yazılı bulunan para veya parmağında Allah ve Peygamber ismi bulunan bir yüzük bulunursa helaya gitmek istediği zaman onu çıkarması îcâb eder. Enes bin Malik'ten rivayet edilmiştir: Peygamber (sa.) helaya gittiği zaman elindeki yüzüğü çıkarırdı. Çünkü üzerinde "Muhammed Resûlüllah" ibaresi yazılı idi.
 
SORU: Bir sergi veya bir namazlık üzerinde bir âyet-i kerîme veya Allah'ın ismi yazılı bulunsa üzerine oturmak veya namaz kılmak caiz midir?
CEVAP: Bir sergi veya namazlık üzerine âyet-i kerîme veya Allah'ın isim yazılı olursa üzerine oturmak veya namaz kılmak caiz değildir. Ayet-i Kerîme'ye ve Allah'ın ismine karşı sû'i edebdir.
 
SORU: İnce ve küçük harflerle yazılmış tam Kur'ân-ı Kerîm levhası piyasada satılmaktadır. Onu asmakta beis var mıdır?
CEVAP: Kur'ân-ı Kerîm'i ince harflerle yazmak, İmam-ı Âzam ile Ebû Yusuf a göre doğru değildir. Ama yazıldıktan sonra onu satın alıp evde asmakda beis yoktur. Yalnız ona karşı ayak uzatmaktan sakınmak lazımdır.
 
SORU: Kur'ân-ı Kerîm yıpranarak kendisinden istifâde edilmez bir hale gelirse onu yakmak caiz midir?
CEVAP: Kur'ân-ı Kerîm yıpranır, kendisinden istifâde edilmez bir hale gelirse onu yakmak caiz değildir. Belki temiz bir torbaya koyup bir mağarada saklamak veya bir çukur kazıp onu defnetmek lazımdır. Muhammed bin Hasan el-Şeybanî "Siyer-i Kebîr" kitabında onu ateş ile yakmanın caiz olmadığını ifâde ediyor.
 
SORU: Yatakta Kur'ân-ı Kerîm okumak caiz midir?
CEVAP: Kur'ân-ı Kerîm'i okumak isteyen kimsenin abdest alıp kıbleye doğru oturması, huşu ve mânâsını düşünerek okuması sünnettir. Bununla beraber ayakta ve yatarken de Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet etmekte beis yoktur.
 
SORU: Nesh nedir? İslâm dininde vaki midir?
CEVAP: Nesh sonradan gelen bir şer'i hüküm ile önceki hükmü yürürlükten kaldırmaktır. Ebû Müslim el-isfahanî "Ne önünden, ne arkasından kendisine batıl gelmez" mealindeki âyet-i kerime'ye dayanarak İslâm dininde nesh yoktur” diyor. Cumhûr-u ulemâya göre neshin vukuu mümkündür ve vaki olmuştur. Nesh'in vukuuna delalet eden çok âyet bulunduğu gibi çok hadîs de vardır. Birkaç misâl verelim:
1-Peygamber (sa.) Medine-i Münevvere'ye hicret ettikten sonra Allah'ın emriyle birbuçuk yıla yakın müslümanlar Beytü'l-Makdis'e doğru namaz kıldılar. Fakat Peygamber (sa.) dünyada ilk mabed olarak inşa edilen ve İbrahim el-Halil (sa.) tarafından yeniden bina edilen Kabe'yi çok sevdiğinden kıble olması için başını göğe katdıra-rak Allah'a yalvarıp durdu. Cenâb-ı Hakk da Peygamber (sa.)'in bu içten gelen duasını kabul buyurup şu âyet-i kerimeyi inzal buyurdu: "Göğe doğru yüzünün dönüşünü görüyoruz. Bunun için hoşuna gidecek bir kıbleye doğru yüzünü çevirteceğiz. Mescidü'l-Haram'a doğru yüzünü çevir". Ve böylece Beytü'l-Makdis kıble olmaktan çıktı.
2-İslâm'ın ilk günlerinde bir kadın, kocası vefat ettiğinde bir yıla kadar iddet beklerdi. "Eşlerini bırakıp ölenler bir yıla kadar evlerde kalıp iddet beklemeleri ve faydalanmaları için vasiyet etsinler". Sonra "bir sene kadar" hükmünü kaldırıp dört ay on güne indiren ve önceki âyet-i kerîmeyi nesh eden şu âyet-i celîle nazil oldu: "Eşlerini bırakıp ölenlerin eşleri dört ay on gün bekleyeceklerdir".
3-Müslümanlar çok az oldukları zamanlarda bir müslümanın on kafire karşı savaş sahasında sebat etmesi için Allah'ın emri vardı. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: "Sizden sabreden yirmi kişi olursa ikiyüz kişiyi mağlup edebilir". Müslümanlar çoğaldıktan sonra bir müslümanın iki kafire karşı sebat etmesini emredip önceki âyet-i kerîmeyi nesh eden şu âyet-i kerîme nazil oldu: "Allah sizdeki güçsüzlüğü bildi. Bunun için sizden sabreden yüz kişi olursa ikiyüz kişiyi mağlup edebilir".
Ayet, âyeti ve hadîsi neshedebildiği gibi, hadîs, âyet ve hadîsi neshedebilir. Çünkü din ve ahkâm ile ilgili bulunan Peygamber'in hadîsleri yine vahye dayanır. Meselâ Kur'ân-ı Kerîm namaz kılınmasını emrediyor. Ama bu namaz kaç vakittir. Ve her birisi kaçar rekâttır. Her rekâtta ne kadar rükû, ne kadar sücûd vardır, bütün bunları âyet-i kerîme değil, hadîs beyân etmiştir. Ve bunu inkâr etmek de küfürdür. Yine âyet-i kerîmeler zekâtın verilmesini emrediyor. Ama neyin zekâtı, kaçta kaç verileceğini belirten âyet-i kerime değil, hadîs-i nebevidir. "Zina eden erkek ile zina mealindeki Ayeti nesheden hadîs için misal: eden kadının her birisine yüzer değnek vurunuz" âyet-i kerîme evli olsun, bekar olsun zina cinayetini işleyen kimsenin cezasının yüz değnek olduğunu ifâde ediyor. Sonra Peygamber (sa.) zina eden kimse evli olduğu takdirde recm edilmesini emrediyor. Ve böylelikle hadîs âyetin umumî hükmünü kaldırıp nesh ediyor.
 
SORU: Kur'ân-ı Kerîm'in hatmi münasebetiyle cemaat hâlinde dua etmek hususunda bir şey vârid olmuş mudur?
CEVAP: Kur'ân-ı Kerîm'in hatmi münasebetiyle cemaat halinde dua etmek müstehabdır. Ahmed bin Hanbel'in rivayetine göre Enes bin Malik Kur'ân-ı Kerim'i hatm ettiği zaman zevcesi ile çocuklarını toplayıp dua ediyordu. Fakat Hanefî ulemâsından bazılarına göre Kurân-ı Kerîm hatm edildiği zaman cemaat halinde dua etmek mekruhtur. Çünkü Peygamber (sa.)'den böyle bir şey vârid olmamıştır.
 
SORU: Kur'ân-ı Kerîm'in küçük sûreleri okunduğu zaman tekbir getiriliyor, bunun aslı var mıdır?
CEVAP: Kur'ân-ı Kerîm'in küçük sûreleri okunduğu zaman tekbir getirmek sünnettir. Übey bin Ka'b (ra.) Kur'ân-ı Kerîm'in küçük sûrelerini Peygamber'in (sa.) huzurunda okudu. Peygamber (sa.) de her sûrenin sonunda tekbir getirmesini emretti. Ebû Bekir (ra.) Dûha sûresinden itibaren her sûrenin sonunda tekbir getirilmesini hoş gördü.
 
SORU: Yürürken veya yatarken Kur'ân-ı Kerim'i tilavet etmek caiz midir?
CEVAP: Kur'ân-ı Kerîm'i okumak isteyen kimsenin abdest alıp kıbleye doğru oturması sünnettir. Ancak yürürken veya yatarken onu okumakta beis yoktur. İshak bin İbrahim diyor ki: Ebû Abdullah ile birlikte camiye giderken Kehf süresini okuduğunu işittim. Aişe (ra.) de şöyle diyor: "Ben sedirimin üzerine uzanmış iken Kur'ân-ı Kerîm'i okurdum".
 
SORU: Esma-i İlahiyenin bir hizaya gelmesini ve tevafukunu sağlayacak tarzda Kur'ân-ı Kerîm'i yazdırıp güzelliğini göstermek için renkli olarak bastırmakta dinî bir sakıncanın bulunup bulunmadığını açıklar mısınız?
CEVAP: Bu sorunuzu kısa bir mukaddime serd ettikten sonra cevaplandıracağım. Şöyle ki: Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtû Vesselâm'ın yazdırdığı Kur'ân-ı Kerîm ile Hazret-i Osman'ın (ra.) yazdırdığı ve İslâm ülkelerine numune olarak gönderdiği Kur'ân-ı Kerîm'ler sade olup nokta, hareke, şedde, cezim ve med gibi işaretlerden hali idiler. O zamanda müslümanların doğru olarak Kur'ân-ı Kerîm'i okuyuşları iki şeye dayanırdı:
1-Selika ve fıtratları,
2-Peygamber Aliyhessalâtû Vesselam ve sahabelerin ağızlarından doğru olarak telakki etmeleri ile idi.
O zamanda yazılan yazının kendisine has bir imla ve usulü vardı. Ona uygun olarak Kur'ân-ı Ke-rîm'ler yazılmıştı. Okunması gereken bazı harfler yazılmadığı gibi, okunmayan bazı harfler de yazılıyordu. Nokta hareke ve işaretlerden hali olan bu tip yazının yanlış okunmasına yol açtığından müslüman-ları epey düşündürüyordu. Nihayet bir gün Hazret-i Ali'nin (ra.) tilmizi Ebû'l-Esved-i Düveli birisinin "innellahe beriun minel müşrikiyne ve Resûlühü" âyetindeki "Resul" kelimesini yanlış olarak kesre ile okuduğunu işitti. Ve bundan çok üzüldü, bunun üzerine mahir bir hattat çağırıp kendisine: "Sana okuyacağım şekilde Kur'ân-ı Ke-rim'i yaz, ağzımı açtığım zaman harfin üstüne, ağzımı kapadığım zaman da harfin önüne, ağzımı aşağıya doğru çektiğim zaman da harfin altına birer nokta koy" dedi. Böylelikle ilk harekeleme usulü ortaya çıkmış oldu. Bu mesele hicretin 59. tarihine rastlar. Ama bu işaretler kâfi gelmediği, noktalı ile noktasız harfler birbirinden ayrılmadığı için yine hatalar ve yanlışlar devam ediyordu. Bunun üzerine Haccac-ı Zâlim bu yanlışlara son vermek için hattat ve katiblerden buna bir çare aranmasını istedi. Ebû'l-Esved-i Düveli'nin talebelerinden olan Nasır bin Asım hurufu mühmele ile mücemi birbirinden ayıran noktalama usulünü buldu. Böylelikle Kur'ân-ı Kerîm'e büyük hizmet yapıldı.
Ama şüphesiz ki noktalama ve harekeleme meselesini en güzel hale sokan hicretin 175. tarihinde vefat eden Sibeveyhî'nin üstadı El-Halil bin Ahmed'tir. Bu hususta ilk eseri yazan da o oldu. Demek oluyor ki, noktalama ve hareke işleri Peygamber Aleyhissalâtû Vesselam zamanında yoktu ve bunların sayesinde Kur'ân-ı Kerîm'in güzelce okunmasına vesile olunduğundan, bu usul bütün müslümanların takdirini kazandı. Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'in sûreleri arasında ve sûrelerin başında sûrenin ismini çerçeveleyen tezhib, tezyin, nakışlar ve Fatiha ile Bakara süresinin baş tarafını içine alan tezhibler de sonradan icad edilmişti, ama Kur'ân-ı Kerîm'e bir ilave sayılmadiği için bütün ümmet bunu benimsemişti. Yukarıda kısa olarak beyân edilen bu tarihi vakalardan anlaşılıyor ki, Esma-i ilahiyenin bir zorlama olmaksızın bir hizaya gelmesini sağlayacak tarzda Kur'ân-ı Kerîm'i yazdırmak ve bu güzel tevafukun göze çarpması için renkli olarak o yüce Esma-i ilahiyeyi bastırmakta dinî bir sakınca yoktur. Eskiden de müzelerde bazı Esma-i ilahiyenin renkli olarak yazıldığına rastlanmaktadır. Ve zamanın meşihat-ı İslâmiyesi bu çeşit yazılara müdahale etmemiştir.
 
SORU: Bir kimse kitap yazmak gibi herhangi bir şeyle meşgul iken birisi gelip Kur'ân-ı Kerim'i yüksek bir sesle okusa onu dinlememekte bir sakınca var mıdır?
CEVAP: Bir kimse kitap yazmakla meşgul iken birisi gelip yüksek sesle Kur'ân-ı Kerîm tilavet eder ve onu dinlemek mümkün olmazsa yüksek sesle Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet eden kimse vebale girer. Çünkü Kur'ân-ı Kerim'i dinlemek Hanefî mezhebinde vaciptir. Meşgale sebebiyle dinlemek mümkün olmadığı halde yüksek sesle okumak caiz değildir. Bunun için Kur'ân-ı Kerîm'i okuyanın yanındakileri dinlemesi mümkün değilse sessizce okuması gerekir. Şafiî mezhebine göre ise Kur'ân-ı Kerîm'i dinlemek vacip değil, sünnettir.
 
SORU: Kur'ân-ı Kerîm'i öpmek, bir meclise getirildiği zaman onun için ayağa kalkmak caiz midir?
CEVAP: Şüphesiz Kur'ân-ı Kerîm, İslâm'ın mukaddes kitabı olup kendisine tazim edip saygı göstermek gerekir. Yalnız ona karşı yapılan tazim ve saygı onu anlayarak okuyup, ahkâmını tatbik etmek, ruh ve kalblerde onu işlemektir. Sadece zevahiri kurtarmak kâfi gelmez. Peygamber (sa.) ile nûranî cemaatı, daha fazla buna ehemmiyet vermişlerdir. Kur'ân-ı Kerîm ile amel etmeyip hududunu aşmak, sonra onu öpüp bir meclise geldiği zaman onun için ayağa kalkmak ve baş üstüne koymak anlamsızdır. Hatta manen onu alaya almaktır. Kur'ân-ı Kerîm'i en fazla seven ve onu tatbik eden Peygamber (sa.) ile ashabı Kur'ân-ı Kerim'i öpmedikleri gibi onun için ayağa da kalkmamışlardır. Bununla beraber Kur'ân-ı Kerîm için ayağa kalkmanın ve onu öpmenin iyi bir şey olduğunu söyleyen fakihler de olmuştur.



iskenderpasa.com Hukuki Şartlar | İletişim Yardım | Site Haritası
Copyright 2000-2009 Server İletişim A.Ş. Her hakkı mahfuzdur. All Rights Reserved. Sık Kullanılanlara Ekle | Tavsiye Et