19 Şaban 1431 | 31 Temmuz 2010
 
89CADE1A-BFD6-47AF-AA5E-7FAB6EDCDDBC
Üye Girişi | Üye Ol
  • ANA SAYFA
  • KUR'AN-I KERİM
    • Okuyun
    • Dinleyin
    • Bilgilenin
  • SON PEYGAMBER
  • TASAVVUF
    • Tasavvufa Dair
    • Yolumuzun Esasları
    • Silsile-i Şerif
    • Hatm-i Hacegan
    • Evrad-ı Şerif
  • M. ZAHİD KOTKU (RH. A.)
    • Hayatı
    • Fotoğrafları
    • Kitapları
    • Sohbetleri
  • M. ES'AD COŞAN (RH. A.)
    • Hayatı
    • İslam Anlayışı
    • Tasavvuf Anlayışı
    • Hizmet Anlayışı
    • Kitapları
    • Başmakaleleri
    • Sohbetleri
    • Fotoğrafları
    • Anma Programları
  • M. NUREDDİN COŞAN
  • SIK SORULAN SORULAR

  • Soru-Cevap
    • Sık Sorulan Sorular
Soru-Cevap > Sık Sorulan Sorular

İCTİHAD VE MEZHEPLERLE İLGİLİ KONULAR



 

SORU: Ehli fetret kimdir, bunlar herhangi bir şeyle mükellef midirler?
CEVAP: Bilindiği gibi Peygamberimiz'den önceki peygamberlerin risaleti umumî değildi. Bunun için, kendilerine peygamber gönderilmemiş olan bir kavim ehli fetret olduğu gibi; risaleti umumî olan peygamberin gönderilmesinden sonra da. tebellüğ etmemiş olan bir kavim veya bir kimse de ehli fetrettir. Ehli fetret'in ibâdet ve itaatla mükellef olmadığında ittifak vardır. Çünkü ibâdetten haberi olmayan ve nasıl ifa edileceğini bilmeyen bir kimse, nasıl onunla mükellef'kılınacaktır. Ama Allah'a imân etmek ile mükellef olup olmayacağı hususunda ihtilâf vardır. Matürîdilere göre, kâinatta olan her şey Allah'ın varlığına ve birliğine delâlet ettiği ve aklen bunu idrâk etmek mümkün olduğu için, herkes her yerde ve her zamanda Allah'a imân etmekle mükelleftir. Cenabı Allah şöyle buyurur: "Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklı selim sahipleri için ibret verki deliller vardır" (Al-i imran, 189). Buna göre, cahiliyye devrinde yaşamış (peygamberin annesi ile babası dahil) ve ölmüş veya peygamberin bi'setine yetişmiş fakat imân etmemiş olan kimseler, ehli necat sayılmazlar. Eş'arîlere göre ise bunlar, ibâdet ve itaatla mükellef olmadıkları gibi, Allah'a İmân etmekle de mükellef değillerdir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm şöyle buyurur: "Biz Peygamber göndermedikçe azâb verecek değiliz". Buna göre, ister müşrik olsun ister muattıl yani hiç bir ilâha inanmayan olsun, bir peygamberin risaletini tebellüğ etmemiş veya kendilerine peygamber gönderilmemiş olan bir kavim, Allah'a İmân etmekle mükellef değiller ve ehli necatdırlar. Tabiî olarak peygamberin anne ve babası da ehli saadetdirler.
 
SORU: Kur'ân-ı Kerîm ile Peygamber (sa.)'in hadîsleri varken neden içtihada ihtiyaç duyuldu?
CEVAP: Cenabı Allah büyüklük ve cemalini göstermek ve dünyayı imar etmek için insanı halife olarak yarattı. Hilafet görevini gereği gibi yapabilmesi için onu arzu ve istekleriyle başbaşa bırakmadı. İnanç, ibâdet, ahş-veriş ve hayatın her dalında ferd ve toplumun menfaatine yönelik olarak hükmünü beyân edip indirdiği sahife ve kitaplarıyla yolunu aydınlattı, en son olarak da en mükemmel ve kıyamete kadar hüküm sürecek Kur'ân-ı Kerîm'i insanlığa ithaf etti. Ancak dünya hâdiseleri sonsuz olmakla beraber Kur'ân-ı Kerîm'in ve Peygamber'in hadîsleri kelimeleri mahduttur. Açıkça her hâdisenin hükmünü beyân etmez. Bunun için ortaya çıkan bir hâdisenin hükmünü anlamak için önce Kur'ân-ı Kerîm'e, sonra Peygamber (sa.)'in hadîsine baş vurulur. Bunlardan birisinde kesin olarak hükmü beyân edilmiş ise mesele tamamdır, hiç bir kanaat yürütülmez. Hâdisenin hükmü Kur' ân ve Sünnette açıkça belirtilmemişse içtihada gidilir. Yani, Kur'ân ve Sünnet'in ışığı altında hükmünü ortaya çıkarmak için cehd ve gayret gösterilir. İctihad yüce dinimizin en büyük meziyetlerinden biridir. İctihad sebebiyle hayat sahnesinde ortaya çıkan bütün hâdiselerin hükmü beyân edilebilir. Dinimizin, her asrın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir kabiliyete sahip olmasının sebeplerinden biri de budur.
 
SORU: İctihadın şartları nelerdir?
CEVAP: İctihadın belli başlı dokuz şartı vardır:
1-Arapça dilini ve üslûbunu bilmek. Çünkü dinin kaynağı Kur'ân-ı Kerim ile Sünnet-i Seniyedir. Bunlar da arapcadır.
2-Kur'ân-ı Kerîm'in ânım ve hâssını, mutlak ve mukayyedini, nasih ve mensubunu bilmek.
3-Peygamber'in -kavlî, fiilî ve takriri- sünnetlerini bilmek.
4-Hakkında ictihad edilecek mesele ile ilgili icmâ veya ihtilâfı bilmek, icmâ'm vuku'unda hiç şüphe yoktur. Sahabenin birçok meselelerde vaki olan icmâ'ını hiç bir kimse inkâr edemez. Ancak Ahmed bin Hanbel sahabeden sonra icmâ’ın vaki olmadığını söylüyordu. Şafi'î de sahabelerden sonraki icmâ'i inkâr etmemiş ise de, bir meselede kendisine icmâ'dan söz edildiği zaman onu kabul etmiyordu. 5-Kıyas ve kaidelerini bilmek.
6-Şer'i ahkâmın maksat ve gayesini bilmek.
7-Hak ile batılı birbirinden ayırabilecek kadar ölçülü olmak.
8-İctihad'a ve islâm'a karşı samimi olmak.
9-İnancı sağlam olup bid'attan uzak olmaktır.
Bundan anlaşılıyor ki ictihad, kolay bir mesele değildir. Herkes ictihad davasında bulunamaz. Akıl ve çevreye veya doğu ve batıdan ithal edilen düşünce ve görüşlere istinaden hiç bir kimse İslâmi konularda ictihad edemez. İctihad'ın kapısı her zaman açıktır. İctihad kapısı, birinci asırda açık olduğu gibi her asırda da açıktır. Yeter ki içtihadın şartlarına haiz bir kimse bulunsun. Şu tarihten şu tarihe kadar açık idi sonra kapandı veya kapatıldı demek yanlıştır. Kapanış ve açılışı elimizde değildir. Bu husus için hiç bir kimseye yetki verilmemiştir. Hangi âyet veya hadîs ictihad kapısı şu tarihe kadar açık, bu tarihten şu tarihe kadar kapalıdır diyor? Hatta bütün fukaha her asırda içtihadın yapılması gerekir, diyorlar. Meselâ el-Envar'de şöyle deniliyor: "Kadının hür, erkek, mükellef, adil ve müctehid olması şarttır. Çünkü her asırda daha önceki asırlarda vaki olan hâdiseler tekerrür etseydi, eski müctehidlerin fetvasıyla amel edilebilirdi. Amma her asırda ayn hâdiseler ortaya çıktığı için yeni ictihadlar gerekir". Bu, her asırda yeni fikhî mezheplerin kurulması gereklidir mânâsına hamledilmemelidir. Birinci asırda müslümanlar, bilgilerini Kuran ve Sünnet'ten alıp onlarla amel ediyorlardı. Kur'ân ve Sünnet'te yer almamış meseleler hakkında ictihad ediyor veya ehline soruyorlardı. O zamanda belli bir mezheb yoktu. İkinci asırda, çoğalıp dağılan müslümanlar yeni hâdiseler, yeni âdet ve an'anelerle karşılaştılar. Bunun üzerine ulemâ, bunları halletmek için büyük itina gösterip ictihadda bulundular. Bunun neticesinde çeşitli mezhepler, ekoller ortaya çıktı. Herkes kendi mezhebini müdafaa etmeğe başladı. Ancak hıristiyanlar gibi birbirini tekfir etmezlerdi. Bu ihtilâf normaldir. Çünkü herhangi kapalı bir mes'ele etrafında görüş te'atisi olursa mutlaka birbirine ters düşen fikirler doğacaktır. Meselâ "ve'l-mutallakatu yeterabbasna bi enfusihinne selasete kurûin" âyet-i celilesinde yer alan "kuru" kelimesi "kur" kelimesinin çoğuludur. Bu kelime arapçada kadının aybaşı hali mânâsına geldiği gibi temizlik mânâsına da geliyor. Sahabelerin bazısı, 'kur' kelimesi ay başı mânâsında olup. boşanan kadının iddeti üç ay başıdır. Bazısı da temizlik mânâsında olup, boşanan kadının iddeti üç temizlik müddetidir demişlerdir.
 
SORU: Mezhepler arasındaki ihtilâfın sebebi nedir?
CEVAP: Mezhepler arasındaki ihtilâfın geniş olmasının başlıca üç sebebi vardır:
1-Peygamber (sa.) vefat ettiğinde Kur'ân ve Sünnet'ten başka bir şey bırakmamıştı. Bununla beraber kısa zaman içerisinde İslâm ülkesi çok genişledi. Sahabe de İslâm âlemine dağıldılar. Kimi Irak'ta, kimi Mısır'da, kimi Şam'da yerleşti. Herkes Peygamber'den ne duydu veya gördü ise onu rivayet edip anlattı. Tabiî olarak bu sahabenin her birisi Peygamber (sa.)'in söylediği veya yaptığı her şeyi duymamış ve görmemiştir. Bu değişik rivayetler ihtilâfa sebebi yet vermiştir.
2-Bazı hadîslerde ittifak vaki olduğu hâlde telakki ve anlayış hususunda ittifak vaki olmamıştır. Meselâ Peygamber (sa.) buyuruyor ki: "Köpek ağzını sizden birisinin kabına koysa biri toprakla olmak üzere yedi defa onu yıkasın." İmam Şâfi'î bu hadîsi olduğu gibi kabul ediyor. Hanefi ulemâsı ise biri toprakla olmak üzere yedi defa kabı yıkamayı emreden hadîs mensûhdur ve bu hadîs islâm'ın ilk günlerinde vârid olmuştur demişlerdir.
3-Çeşitli milletler İslâm dinine girdiği için her milletin âdeti ayrı, kanun ve nizamı ayrı idi. İmam-ı Âzam ve arkadaşları Irak'ta, Evza'î ve arkadaşları Şam'da, Şâffî ve arkadaşları Mısır'da bulunuyorlardı. Bu gibi zevat her memleketin âdet ve kanunlarını ele alıp İslâm'ın süzgecinden geçirdiler ve o alanda çeşitli içtihatlarda bulundular ve bu sebeple ihtilâf meydana geldi.
Dört Mezheb'den başka bir mezhebi taklid etmek caiz değildir. Aslında Kur'ân ve sünnetin terbiyesi altında; bildiğimiz dört müctehid'den başka; Sa'id bin el-Museyeb, Ata, Sufyan el-Sevrî, Sufyan bin Uyayne, Evza'î ve Davûd gibi birçok müctehid yetişmiştir. Ama bunların mezhebleri zamanında tedvin edilmediği için yayılma isti'dadı göstermediler. Ancak Zeyd bin Ali ile Cafer el-Sadık"ın mezhebleri, zamanında tedvin edilmediği halde onların mezhebinde bulunduklarını iddia eden Zeydiye ve Caferiye fırkaları vardır. İbn'i el-Salah dört mezhebden başka mezhepleri taklid etmenin caiz olmadığına dair icmâ nakletmiştir. Bu hak mezheblerden birisini taklid eden kimse hayatı boyunca o mezhebde kalması gerekmez, istediği zaman tamamen veya kısmen başka bir hak mezhebi taklid edebiliriz. İbn'i Hacer şöyle diyor: Bir kimse bir meselede tâbi olduğu mezhebden başka bir mezhebi taklid ederse o meseleye bağlı olan şeylerde de taklid etmesi gerekir. Meselâ namazda Hanefî mezhebini taklid ederse abdest ve gusulde de taklid etmesi lazımdır. İbn'i Ziyad ise diyor ki: Namaz ayrı, abdest ayrıdır. Namazda Hanefî mezhebini taklid eden kimse abdestte de onu taklid etmesi gerekmez. Yani abdesti Şafiî'ye göre alır, namazı Hanefî'ye göre kılarsa beis yoktur. Ulemânın çoğu bu dört mezhebden birisini taklid etmenin lâzım olduğunu söylüyor. Bazıları da muayyen bir mezhebe bağlı olmak gerekmez diyor. Herhangi bir mezhebi nazar-ı itibara almadan bilen kimseye, bilinmeyen mesele sorulabilir. Barizi böyle fetva vermişler. Gazali de bu kanâattedir. Binâenaleyh bir kimse bir mezhebe bağlı kalmadan Allah'a kulluk ederse dinsiz değildir. Ancak muayyen bir mezhebe bağlı kalarak Allah'a kulluk ve ibâdet etmek daha iyidir. Gerektiği zaman başka mezhebi taklid etmek de caizdir.
SORU: Taklid ne demektir?
CEVAP: Taklid, bir veya birkaç mesele hakkında bir müctehidin delilini bilmeden içtihadına göre amel etmektir. Taklid için dil ile bir şey söylemek îcâb etmez. Kalben niyet etmek kafidir. Taklid, müctehid için haram, müctehid olmayan kimse için bir müctehidi taklid etmek vaciptir. Akıl ve baliğ olan kimsenin amel ve taat hayatına başladığı zaman bugün mevcut olan dört hak mezhepten birisini taklid etmek hususunda serbesttir. Sonra istediği zaman da muvakkat veya sürekli olarak başka bir mezhebe geçebilir. Taklidin altı şartı vardır:
1-Bir meselede bir mezhebi taklid etmek için o meselede o mezhebin şart ve vaciplerini bilmek. Meselâ: bir Şâfı'î, abdest hususunda Hanefi mezhebini taklid edecekse abdestin şart ve vaciplerini Hanefi mezhebine göre bilmesi ve onlara riâyet etmesi gerekir.
2-Vuku'dan sonra olmaması.
3-Keyfi ve kolayını yaşamak için değil meşru bir sebebe binaen taklid etmek,
4-Şâfı'î ve Hanefî gibi müctehid-i mutlak veya Ebû Yusuf ve Muhammed ve Müzeni gibi müctehid fil' mezheb veya Kerhî ve Nevevî gibi müctehid fil' mesa'il gibi bir müctehidi taklid etmek.
5-Telfik etmemek. Meselâ bir kimse Şâfı'î mezhebini taklid ederek başının dörtte birini değil, onda birini mesh eder. Sonra Hanefi mezhebini takliden de eli yabancı bir hanıma dokunur ve böylece namazını kılarsa namazı sahih değildir. Çünkü abdesti ne Şâfı'î'ye göre ne de Hanefi'ye göre vardır.
6-Bir mezhebi taklid eden kimsenin kadının hükmüne muhalefet etmemesi.
Eş-Şeref el-Barizî vel 'İzz bin Abdusselâm gibi ulemâ, muayyen bir mezhebi taklid etmek gerekmez, demişler ise de ulemânın çoğu belli bir mezhebi taklid etmenin lüzumlu olduğunu söylüyorlar. Ancak avam tabaka fıkıh meselelerinde mümeyyiz olmadıkları için müftünün fetvasına göre hareket edeceklerdir.
 
SORU: İki mezhebin birbirine zıt olan hükümleriyle bir meselede amel edip telfik yapmak caiz midir?
CEVAP: İki mezhebin birbirine zıt olan hükümleriyle bir meselede amel edip telfik yapmak iki çeşittir:
1-İcmaya muhalif olan telfik.
2-İcmaya muhalif olmayan telfik.
Yapılan bir telfi, İcmaya muhalif ise, kesinlikle caiz değildir. Meselâ Hanefî mezhebinde; bâliğa ve âkile olan kadının nikâhı için velinin izni ve rızası şart değildir. Kendi kendini evlendirebilir. Diğer Mezheplerde ise velinin izni şarttır. Maliki Mezhebinde de akit esnasında şahitlerin bulunması şart değildir. Akitten sonra da ilan edilse kafidir. Meselâ: Bir kimse, şahitsiz kızını biriyle evlendirse, daha sonra da nikâhı ilan etseler caizdir. Ama diğer Mezheplerde şahitlerin bulunması şarttır. Şafiî mezhebinde mehri dile getirmek şart değilken, Maliki mezhebinde şarttır. Bir kimse nikâh hususunda bu üç mezhebi birleştirip telfik ederse caiz değildir. Yani: Hanefi mezhebine göre velisiz, Maliki mezhebine göre şahitsiz, Şafiî mezhebine göre de mehirsiz nikâhı aktederse sahih değildir. Çünkü böyle bir nikâh ne Şafiî'ye, ne Hanefi'ye, ne de Maliki'ye göre akd edilmiş sayılmaz. Fakat İcmaya muhalif olmayan telfik ise caizdir diyebiliriz. Meselâ: Maliki mezhebinde abdest ve gusülde vücut ve organları oğmak şarttır. Aynı mesele Şafiî'de şart değildir. Şafiî mezhebinde bir erkeğin vücudu bir kadının vücuduna dokunduğunda abdesti bozulmasına rağmen Maliki mezhebinde bozulmaz. Bir kimse bu iki mezhebi taklit ederek; abdest organlarını oğmadan abdest alır. vücudu bir kadının vücuduna dokunduğu halde namaz kılarsa her iki mezhebe göre de sahih olmamış olur. Yalnız bu telfik İcmaya muhalif değildir. Çünkü Hanefi Mezhebine göre oğmak şart olmadığı gibi, erkeğin vücudu kadının vücuduna dokunması halinde de abdest bozulmaz. Bunun için de böyle bir namaz Hanefî Mezhebine göre sahihtir. El-îzz b. Abdüsselâm ile İbn'i Dakiku'l-îd gibi âlimler bu tip teltikte bir sakınca yoktur diyorlar.
 
SORU: Tabakat-ı Fukaha ne demektir? Kaça ayrılır?
CEVAP: Tabakat-ı Fukaha: Fakihlerin mertebeleri demektir. Hanefî âlimleri yedi mertebeye ayrılırlar.
1-MÜCTEHİD FİŞ-ŞER'Î: Mutlak müctehid demektir. Bu tip müctehid Kur'ân-ı Kerim ile Sünnet'in ışığı altında bir takım usul ve kaideler tesis ederek bir yol çizmiş ve şerî meseleleri ona irca etmiştir. Bu durumda onların sayıları çoktur. Kesin bir rakam vermek mümkün değildir. İmam-ı Azam, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafiî, Ahmed b. Hanbel, Süfyan-ı Sevrî, Süfyan b. Uyeyne, Said b. Müseyyeb bunlardandır. Ancak bunların bir kısmının mezhebi yayılmadı, bir kısmı yayılıp bir müddet devam etti, bilahare silinip gitti. Bir kısmı ise devam etmektedir. Bunlar da İslâm alanında meşhur olan dört mezheptir.
2-MÜCTEHİD FİL-MEZHEB: Bu kimse şer'î delillere başvurduğundan, ictihad edebilecek bir yeteneğe sahip kişidir. Ancak bir müctehidi mııtlakın tesis ettiği kaide ve usulüne göre ictihadda bulunurlar. Ebû Yusuf, İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Müseni gibi şahıslar bu mertebedendir.
3-MÜCTEHİD FİL-MESELE: Mesailde ictihad gücüne sahip kişidir. Ne usulde ne de fürûda müctehidi mutlaka muhalefet edemez. Yalnız müctehidin görüşü bulunmayan meselelerde müctehidin kaide ve usulüne uygun bir şekilde ictihad edebilir. Tahtavî, Serahsi ve Kerhî gibi kimseler bu tabakaya dahildirler.
4-MUHARRİC: Bu tabakaya dahil olan kimse içtihada kadir değildir, fakat müctehidden gelen ve birkaç ihtimali bulunan kavlin ibhammı izale edip açıklayan kimsedir. Razi ve Cürcani gibi kimseler bu tabakaya dahildirler.
5-MURACCİH: Bu tabakaya dahil olanlar içtihada kadir olmamakla beraber, müctehidden gelen iki görüşten birisini delillere dayanarak tercih edebilen kimselerdir. Kuduri ve Hidaye sahibi Merginani gibi kimseler bu tabakaya dahildirler.
6-MÜMEYYİZ: Bu tabakadaki fakihlerde yukarıdaki rütbelerden birisinde olmadığı halde, zahir el-Mezheb, zahir el-Rivaye ve rivayeti nadireyi birbirinden fark eden ve bilen kimselerdir. Başka bir tabirle kavi ve zayıfı birbirinden ayıran kimselerdir. Muhtar ve Kenz sahibi kimseler bu tabakadan sayılırlar.
7-SADE MUKALLİD: Bu sınıftaki fakihler yukarıda zikredilen mertebelerden hiç birisine yetişememiştir. Ancak, Mezhebin mesailini ezberleyip eserlerinde derleyen kimselerdir. Haskefi ve İbn'i Abidin gibi kimseler bu tabakaya dahildirler, diyorlar. Şafiî mezhebine göre ise fakihlerin durumu üç mertebeye ayrılır: 1-Müctehidi Mutlak, 2-Müctehid fil-Mezhep, 3-Müctehid fil-Mesail veya Müraccih'tir.
 
SORU: Tabakat-ı Mesail ne demektir, kaça ayrılır?
CEVAP: Tabakat-ı Mesail, Fıkhı meseleler mertebesi demektir. Fıkhı meseleler üç mertebeye ayrılır:
1-Zahir el-rivaye veya Zahir el-mezhebtir: Bu imam Muhammed'in yazdığı meşhur altı eserinde yer alan meselelerdir, bu eserler de şunlardır:
1-el-Mebsut 2-el-Camius-Sağir 3-el-Camiul-Cebir 4-ez-Ziyadât 5-es-Siyer es-Sağir 6-es-Siyer el-Kebir.
İmam Muhammed kendi sözlerini bu kitaplarda tesbit etliği gibi İmam-ı Âzam ile İmam-ı Ebû Yusuf`un sözlerini de yazıp tesbit etmiştir.
2-Nevadır veya gayri zahir el-Mezhep: Yukarıda adı geçen kitaplardan başka İmam-ı Muhammed'in yazdığı eserlerde yer alan mesaildir. Bu kitaplar da şunlardır: Keysaniyat, Haruniyat, Curcaniyat, Rakkıyat'tır. Ayrıca İmam-ı Ebû Yusuf un Emali isimli kitabında bulunan meseleler de bu kabildendir. Emali kelimesi imlanın çoğuludur, imla ise not etmek demektir. Rakkiyat kitabı İmam-ı Muhammed'in RAKKA isimli şehirde kadı iken derlediği meselelerdir. Keysaniyat da İmam-ı Muhammed'in Süleyman b. Şuayb el-Keysani'ye not ettirdiği meselelerdir. Haruniyat ise; İmam-ı Muhammed'in, Harun er-Reşid zama nında derlediği meselelerdir. Curcaniyat ise; İmam-ı Muhammed'in Gürcan'da iken derlediği meselelerdir.
3-Vâkıat: Bunlar mezhepte hükümleri beyân edilmemiş, belki Hanefî fakihleri tarafından hükümleri belirtilmiş meselelerdir. Buna Nevazil de denir. Bu hususta ilk yazılmış eser Ebû Leys es-Semarkandi'nin "Nevazil" adlı kitabıdır. Zahir el-Mezhep kavli var ise başka kavil ile fetva vermek caiz değildir.
 
SORU: İmamların dört mezhebe göre abdest alıp namaz kıldırmaları şart mıdır?
CEVAP: İmamların dört mezhebe göre abdest alıp namaz kıldırmaları şart değildir. Belki imam olan kimse hangi mezhebin saliki ise onun içtihadına riâyet etmekle mükelleftir. Ancak mümkün olursa namaz kılan herkes, imam olsun, imama uyan olsun diğer mezheblere de riâyet ederse daha efdaldir. Meselâ abdest ve gusulde Hanefî mezhebinde niyet getirmek lâzım olmamakla beraber, onu gerekli gören diğer üç mezhebe muhalefet etmemek için gusulde yıkanmaya, abdestte de yüzü yıkamaya başlarken niyet etmek daha efdaldir ve yahut başı mesh etmek hususunda Şafi'î mezhebinde bir kıl kadar, Hanefî mezhebinde dörtte birini mesh etmek kâfi geldiği halde Malikî ile Hanbelî mezhebinde mutemede göre hepsini mesh etmek gerekir. Hanefî ile Şafi'î olan kimselerin, Malikî ile Hanbelî mezheblerine muhalefet etmemek için hepsini mesh etmeleri daha iyidir. takdirde birinci meselede abdeste niyet etmeyen bir Hanefî diğer mezheb saliklerine imam olamaz.
İkinci meselede başından az bir şey ınesh eden bir Şâfı'î diğer mezheb saliklerine imam olamadığı gibi, yalnız başın dörtte birini mesh eden bir Hanefî de. Maliki ve Hanbelî mezheblerinin saliklerine imam olamaz. Aynı şekilde Şafı'î mezhebine göre Cuma namazından önce iki hutbenin okunması farzdır. Bu iki hutbenin beş rüknü vardır:
1-Her iki hutbede Allah'a hamd etmek.
2-Peygamber'e salavat getirmek.
3-Takvayı tavsiye etmek,
4-Her iki hutbenin birisinde bir âyet-i kerime okumak,
5-Son hutbede mü'minlere açıkça dua etmektir.
Diğer mezheblere göre bu beş rükne riâyet etmek gerekmez. Bu beş rükne riâyet etmeyen imama Şafiî'lerin uymaları caiz değildir. Maalesef bugün birçok illerimizde Şafiî ile Hanefî cemaat karışık olduğu halde bu rükünlere riâyet edilmiyor, çünkü takva tavsiye edilmediği gibi son hutbede mü'minlere açıkça dua edilmiyor. Gizlice yapılan dua Şâff î mezhebinde muteber değildir. Buna dikkat etmek lazımdır.
 
SORU: Müslüman bir hükümdar vatandaşlarla taklid ettikleri mezhebe uygun olarak değil de başka hak bir mezhebe göre emir verirse onun emrini yerine getirmek îcâb eder mi?
CEVAP: Müslüman bir hükümdar vatandaşların taklid ettikleri mezhebden başka hak bir mezhebe uygun bir emir verirse müslümanlar onun emrini yerine getirmek mecburiyetindedirler. Meselâ Hanefî mezhebine göre dünyanın herhangi bir yerinde rü'yet-i hilâl kesin olarak sabit olursa; Ramazan-ı şerif hilâli ise halkın oruç tutmaları, Şevval hilâli ise bayram yapmaları gereklidir. Fakat müslümanlarm başında bulunan müslüman yönetici veya dinî işleri tedvir etmekle görevli yetkili, Şâfi'î mezhebinde olduğu gibi ihtilâf-ı metali'i nazar-ı itibara alarak emir verirse müslümanlar onun emrini uygulamakla mükellefidirler. Ramazan ve bayramlarını onun emrine göre yaparlar.



iskenderpasa.com Hukuki Şartlar | İletişim Yardım | Site Haritası
Copyright 2000-2009 Server İletişim A.Ş. Her hakkı mahfuzdur. All Rights Reserved. Sık Kullanılanlara Ekle | Tavsiye Et