19 Şaban 1431 | 31 Temmuz 2010
 
89CADE1A-BFD6-47AF-AA5E-7FAB6EDCDDBC
Üye Girişi | Üye Ol
  • ANA SAYFA
  • KUR'AN-I KERİM
    • Okuyun
    • Dinleyin
    • Bilgilenin
  • SON PEYGAMBER
  • TASAVVUF
    • Tasavvufa Dair
    • Yolumuzun Esasları
    • Silsile-i Şerif
    • Hatm-i Hacegan
    • Evrad-ı Şerif
  • M. ZAHİD KOTKU (RH. A.)
    • Hayatı
    • Fotoğrafları
    • Kitapları
    • Sohbetleri
  • M. ES'AD COŞAN (RH. A.)
    • Hayatı
    • İslam Anlayışı
    • Tasavvuf Anlayışı
    • Hizmet Anlayışı
    • Kitapları
    • Başmakaleleri
    • Sohbetleri
    • Fotoğrafları
    • Anma Programları
  • M. NUREDDİN COŞAN
  • SIK SORULAN SORULAR

  • Soru-Cevap
    • Sık Sorulan Sorular
Soru-Cevap > Sık Sorulan Sorular

NİKAHLA İLGİLİ KONULAR



 

SORU: Her yerde adet olduğu gibi zevç ile zevce nikâh akdinin yapılış usulünü bilmedikleri için onu bilen bir kimsenin öğretme ve aracılığı ile mezkûr akdi icra ederler. Bu aracı nikâh için gerekli olan iki şahitten birisi olabilir mi?
CEVAP: Nikâh akdini icra etmek için aracılık yapıp telkin eden kimse şahitlerden birisi olabilir. Çünkü; nikâh akdi iki şahit huzurunda zevç ile zevcenin de -Şafiî mezhebinde zevç ile velinin de-icap ve kabulleri ile meydana gelir. Aracılık edip nikâhlanacaklara telkinde bulunan kimse ise nikâhının rüknü değildir. Şayet nikâhı akdeden zevç ile zevce veya zevç ile veli bilirse aracılık eden kimsenin de bulunmasında hiçbir fayda yoktur ve sünnet de değildir.
 
SORU: Mihirden söz edilmezse, nikâh caiz olur mu?
CEVAP: Mihir kadının hakkıdır. Akidde ondan söz edilsin veya edilmesin nikâh sahih olup mihrin kadına verilmesi gerekir. Çünkü Allah Teâlâ. Kurân-ı Kerim'de açıkça kadına sıdak verilmesini (mihir verilmesini) emretmektedir. Ancak akitte muayyen bir şey üzerinde anlaşma yapılıp zikredilmiş ise onu vermek gerekir. Zikredilmemiş ise mihri misil verilmesi icap eder. Yani kız kardeşi, halası ve amca kızı gibi soyları bir olanların mehri ne kadar ise o kadar vermek lazımdır.
 
SORU: Esas dini Hıristiyan, yalnız Hıristiyanlık dinine inanmayan bir kadınla evlendim. Şimdi bu kadın müslüman olmak istiyor. Müslüman olduğu takdirde nikâhımızı tazelemek icab eder mi?
CEVAP: İslâm dininde müslüman bir kimse ancak müslüman veya kitabî -Yahudi ve Hıristiyan- bir kadınla evlenebilir. Dini olmayan veya mecusî ve putperest gibi bir kadınla evlenmesi caiz değildir. Cenabı Hak şöyle buyuruyor "İman etmedikçe müşrik kadınlarla evlenmeyiniz. Hür olmayan müslüman bir kadın müşrik kadından daha hayırlıdır". Binaenaleyh kendisiyle evlendiğin kadın aslen hıristiyan da olsa Hıristiyanlığa inanmadıktan sonra kitabiye sayılmaz, dolayısıyle kendisiyle evlenmeniz de dinen sahih değildir. Hayatınız gayrı meşrudur. Şayet müslüman olursa hemen yeni bir nikâh ile nikâhınızı tazelemeniz lazımdır. Müslüman olmazsa İslâm'a göre yaşamak istiyorum dersen onu bırakman lazımdır.
 
SORU: Üç yıl kadar hem yaşayış hem kıyafet yönünden İslâm dışı bir iş içinde bulunmak mecburiyetinde bulunan bir kızla evlenip Allah rızası için onu İslâm'a kazandırmak istiyorum. Durumun ne olacağını ve dediğimi kabul edip etmeyeceğini bilmediğim böyle bir kadınla evlenmem caiz midir?
CEVAP: Yüce dinimizde hıristiyan ve yahudi bir kadınla evlenmek caiz olduğuna göre elbette müslüman olup da fasike bir kadınla evlenmek de caizdir. Yani nikâh batıl değildir. Hayat-ı zevciye meşrudur. Zina sayılmaz. Ancak mümin olan kimsenin arkadaşı mümin ve takva sahibi olması gerekir. İslâm'ı tebliğ edip anlatmak için kâfir olsun, fasık olsun herkesle oturup kalkmak caizdir. Bunda beis yoktur. Fakat bunun dışında kâfir ve fasıklarla oturup kalkmak doğru değildir-Çünkü bulaşıcı hastalıklar başkasına sirayet ettiği gibi kötü ahlâk da başkasına sirayet eder. Peygamber (sa.) şöyle buyurmuş "Kişi sevdiği adamın dini üzerinedir. Bunun için her biriniz kimi sevdiğine baksın" (Ebu Davud, Tirmizi). Başka bir hadiste de şöyle buyuruyor "Kişi sevdiğiyle beraberdir" (Buharı, Müslim). Diğer bir hadiste şöyle buyurmuş: "Takva sahibinden başka bir kimse senin yemeğini yemesin." Yolculuk geçici olmakla beraber herkes ile yolculuk yapılmamalıdır. Yol arkadaşının dahi mütedeyyin ve ahlâklı olması için ehemmiyet vermek lazımdır. Binaenaleyh kısa bir zaman için değil, uzun hatta sonsuz hayat için kurulan hayat-ı zevciyyeye daha fazla ehemmiyet vermek lazım gelir. Şayet zevce mütedeyyine ve takva sahibi olmazsa onun fışkı ve İslâm dışı davranışı kocasına aksedebildiği gibi müstakbel çocuklarına da aksedebilir. Henüz dünyaya gelmeden önce böyle bir kadınla evlendiği için onların hakkına tecavüz etmiş olur. Bir gün adamın biri kendisine itaat etmeyen oğlunu şikâyet etmek üzere Hâlife olan Hz. Ömer'e (ra.) gitti. Ve şikâyet üzerine Hz. Ömer adamın oğlunu huzuruna celbettirdi. Ve ifadesini almadan onu azarlamağa başladı. Bunun üzerine oğlan - Ey müminlerin emiri, babanın hakkı vardır. Evladın hiç hakları yok mudur? Hz. Ömer (ra.) - Evladın da hakkı vardır. - Nedir? - Evladın babasına karşı hakkı şudur Annesini seçecek, kendisine güzel bir isim verecek ve okuma yazmayı öğeretecektir. - Allah'a yemin ederim babam bunlardan hiç birisini yapmamıştır. Çünkü annem bir meclisinin cariyesiydi. İslâm terbiyesinin ne olduğunu bilmez. İsmi de "Ci'al" -böcek- mânâsını ifade eden bir kelimedir. Sonra bana bir tek harf öğretmedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra.) babasına dönüp dedi ki - Evladın senin hakkına tecavüz etmeden önce sen onun hakkına tecavüz etmişsin. Peygamber (sa.) bir hadisi şerifinde de şöyle buyurur: "Serveti, güzelliği, soyu ve dini olmak üzere dört haslet için kadınla evlenebilinir" (Buharı, Müslîm, Ebu Davûd, Nesâi ve İbn Mace). Sözün kısası bir kadınla ancak onda hayır alametleri görülürse evlenmek uygun düşer. Yoksa ilerde belki yola gelebilir diye onunla evlenmeye karar verirsen dinen her ne kadar vaki olacak nikâh batıldır denilmezse de iyisini yapmamış olursun.
 
SORU: Kadının babası veya kardeşi onun mihrinde tasarruf edebilirler mi?
CEVAP: Kadının babası ve kardeşi ancak kadının gönül rızasıyla, izni olursa onun mihrinden tasarruf edebilirler. Bu rıza utanmak ve korku sebebiyle olmayacak ve bu gibi şeylerin rızaya hiçbir tesiri de olmayacak. Haya sebebiyle alınan mal haramdır. Korku yüzünden verilen malın haram olduğu apaçıktır. Yüce Allah, bu hususta şöyle buyurmuştur: "Kadınlara mihirlerini gönül rızası ile verin; eğer gönül hoşluğu ile o mihrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yiyin."
 
SORU: Rıda nasıl sabit olur?
CEVAP: Mürted olan bir kimse müslüman bir kadınla evlenebilir mi? Rıdâ şahidlerle sabit olduğu gibi zevcin ikrarı ile de sabit olur. Ancak zevç ısrar ettiği takdirde biribirinden tefrik edilmesi gerekir. İkrardan dönse mutaber değildir. Israr etmezse yani bir defa ikrar edip sonra ikrarından dönerse tefrik edilmezler. Şafiî mezhebine göre ısrar olmadan sadece ikrar ile karı koca birbirinden tefrik edilebilir. Bir kadın zevç ile zevceden her birine süt vermiş olduğuna şehadet etse bununla rıda sabit olmaz. Ancak ihtiyaten ayrılmak daha iyi olur. Mürted olan kadınların nikâhları da hiçbir kimse için caiz değildir. Mürted olan kimse müslüman bir kadınla evlenemez.
 
SORU: Evliliklerde akraba ve dostlar hediye gönderilir. Bilahare boşanma vaki olursa, hediyelik eşyanın durumu ne olacaktır?
CEVAP: Her ikisinin mi? Yoksa ev sahibi erkek olduğuna göre kocanın mı? Evlendikten sonra dost ve akrabalar tarafından gönderilen hediye kadın işi ise gelin için, erkek işi veya evde kullanılan eşyanın cinsinden ise damat için hediye sayılır. Gelinin babası tarafından damadın şahsı için bir hediye verilirse, onun şahıs malı sayıldığı gibi, boşanma vuku olursa buna göre hareket edilecektir.
 
SORU: Bir kimse bir kızla nişanlanıp, kendisine bir miktar altın gönderirse; veya evlilik vaki olduktan sonra koca altını mihirden mahsup olmak üzere gönderdiğini iddia ederse iddiası geçerli midir?
CEVAP: Bir kimse mihirden olmak üzere altın ve benzeri bir şey gönderir, bilahare nişan bozulursa, gönderilen şey mevcut ise aynısı, değilse kıymeti geri verilecektir. Ama hediye olarak gönderilmiş olan şey aynısı mevcut ise yine geri verilecektir. Helak olmuş veya ihlak edilmişse Hanefi mezhebine göre geriye bir şey vermek icap etmez. Şafiî mezhebine göre nişan bozulduğu takdirde teberru niyetiyle verilmemiş olan her şey helak bile olsa geri verilecektir.

 
SORU: Akraba ile evlenmenin dinen herhangi bir sakıncası var mıdır?
CEVAP: Dinen mahrem olup kendileriyle evlenmek haram olanlar üç nevidir:
1- Nesep sebebiyle haram olanlar Bunlar da yedi sınıftır. Anneler, Kızlar. Kızkardeşler, Halalar, Teyzeler, Erkek kardeşin kızı ve Kızkardeşidir.
2- Süt sebebiyle haram olanlar Nesep sebebiyle haram olanlar, süt sebebiyle de haramdırlar yani onlar da yedi sınıftır.
3- Sıhriyet sebebiyle haram olanlar Kur'ân-ı Kerîm'de bunlardan dört sınıf dile getiriliyor. Eşin annesi Kayınvalide, Eşin kızı, Kocanın üvey kızı. Yukarıda zikrettiğimiz kimseler ebedî olarak haramdırlar. Ayrıca geçici olarak haram olanlar da vardır. Kur'ân-ı Kerîm bunlardan üç sınıf dile getirmiştir 
1 - İki kız kardeş ile aynı anda evlenmek,
2- Zevce ile halası veya teyzesi ile aynı anda evlenmek yani ikisini bir arada bulundurmak,
3- Evli olan kadın. Bunlardan maada akraba olsun, yabancı olsun onunla evlenmek caizdir. Peygamberimiz halasının kızı olan Hz. Zeynep ile evlenmiştir. Aynı zamanda Hz. Ali amcaoğlu Hz. Peygamberin kızı olan Fatıma ile evlenmiştir. Demek yakın olsun, uzak olsun akraba ile evlenmek caizdir. Ama yabancı ile evlenmek daha iyidir. Hatta Şafiî fıkıh kitapları “yakın akraba ile evlenmek tenzihen mekruhtur” diye kaydediyorlar.

 

BAŞLIK PARASIYLA İLGİLİ KONULAR
 
SORU: Bazı yerlerde evlendirilecek bir kızın babasına bir miktar para verilmedikçe kızı vermezler. Verilen para kızın babasına helâl olur mu?
CEVAP: Damat veya damadın babası istek ve arzuyla kızın babasına bir hediye verseler dinen bir sakınca yoktur. Hatta sünnettir. Ama kızın babası paranın veya başka bir şeyin verilmesini şart koşuyorsa verilmediği takdirde kızı vermeyecekse alınan mal haramdır. Yani damad ve onun babası verdikleri şeyden ötürü mesul olmazlar. Ama kızın babası günahkâr olur. Hatta Şafiî mezhebine göre velinin adil olması gerektiğinden artık velilikten çıkar ve kızını evlendiremez. Evlendirme işi ondan sonraki veliye intikal eder
 
SORU: Memleketimizde başlık denilen para karşılığında kız kocaya veriliyor. Başlık parasını almak caiz olur mu?
CEVAP: İslâm dini evlenen kadına ikram gayesiyle, mihir ve sıdak denilen ve değer taşıyan bir şey üzerine nikâhın akd edilmesini emretmiştir. Fakat kadına talib olan kimseyi borç ve ağır masraflar altına sokacak kadar çok olmasını istememektedir. Peygamber (sa.) "Nikâhın en bereketlisi masrafı az olanıdır" buyuruyor. Başka bir hadiste de şöyle buyuruyor "Kadının uğurlusu mihri az, nikâhı kolay, ahlâkı güzel olanıdır." Uğursuzu da mihri çok, nikâhı güç ve ahlâksız olanıdır. Fakat maalesef şimdilik müslümanlar cahiliyette olduğu gibi mihir ve masrafın ağır olması için yarışıyorlar. Veli, kızım, meta gibi para mukabilinde satıp parayı harcıyor. Şayet bu para üzerine nikâh kıyılmış ise zâten mihirdir onu kıza vermek gerekir. Aksi halde onu veren koca veya kocanın babasına geri vermek lazımdır. Çünkü bu ne sadaka ne de hediyedir. Hanefi mezhebine göre mihrin azı on dirhem -otuz gram gümüş- çoğu için hudut yoktur. Yalnız kocayı sıkıntıya sokacak kadar çok olması doğru değildir. Hazreti Ömer (ra.) dörtyüz dirhemden -bir kilo ikiyüz gram gümüş-fazla olmasını istemiyordu.

 

MİHİRLE İLGİLİ KONULAR
SORU: İslâm'da mihrin hükmü nedir? Kocanın eşine mutlaka mihir vermesi gerekir mi, ayrıca velinin mihirden tasarruf etmesi caiz midir?
CEVAP: İslâm dininde mihrin hükmü herhangi bir müçtehidin içtihadı neticesinde ortaya çıkmış değildir. Nassa dayanması bakımından kesinlik arzeder. Kuran-ı Kerîm mihirle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: "Aldığınız kadınlara mihirlerini cömertçe veriniz". Resûlüllah (sa.) şöyle buyurmaktadır: "Bir kimse mihrini vermek niyetinde olmadığı bir kadınla evlenip, sonra da hakkını vermeden kadın ölse, kıyamet günü zani olarak Allah'a mülâki olacaktır". Ayet ve hadislerden de anlaşıldığı gibi evlenen kimse zevcesine mihrini mutlaka vermek zorundadır. Ayrıca kocanın verdiği ve kadına ait olan bu mihirden kadının babası, kardeşi, ya da velisi olan bir başka akrabası tasarrufta bulunamaz. Kadına mihir vermek farz olmasına rağmen maalesef günümüzde buna riayet edilmemektedir. Evlenen kişi, yani koca ya bu konuda herhangi bir bilgi sahibi olmadığı için mihir vermemekte, ya da verilen mihir baba veya kardeş tarafından başlık namına tasarruf edilmektedir. Kısacası veli, içi sızlamadan evlenen kadının mihrini alıp yemekte ve velisi bulunduğu korunmasız kadını bu hakkından mahrum bırakmaktadır.
 
NİŞANLILIKLA İLGİLİ KONULAR
 
SORU: Bir kimse nişanlandığı kızla oturup kalkabilirmi?
CEVAP: Nişan nikâh yerine geçer mi? Nişan birbiriyle evlenmeye namzet olan kimseler için vaad bir sözden ibarettir. Nikâh değildir. Nikâhlılar için mubah olan şey asla nişanlılar için mubah olamaz. Nişanlılar nikâh olmayınca yabancıdırlar. Peygamber (sa.) şöyle buyurur: "Bir erkekle bir kadın yalnız olarak bir araya gelirlerse mutlaka onların üçüncüsü şeytandır." Böylece yalnız olarak bir araya gelmeleri haram olmuş oluyor. Nice nişanlılar nişanlan bozularak ayrı ayrı kimselere varmışlardır. Bunun için nişanlıların ciddi davranmaları ve İslâm'ın yasakladığı hududu aşmamaları gerekir.
SORU: Bir kimse birisiyle nişanlanırsa kendisiyle birlikte gezip dolaşabilir mi, yalnız kalabilirler mi?
CEVAP: Hepimizin bildiği gibi bir kızla nişanlanmak evlenmek mânâsında değildir. Bunun için kişinin nişanlısıyla gezip dolaşması ve onunla yalnız kalması kesinlikle haram ve büyük bir vebaldir. Peygamber (sa.) "Herhangi bir kimse, bir kadınla yalnız kaldığı takdirde mutlaka onların üçüncüsü şeytandır" buyurmuşlardır. Birçok nişanlılar, tenha yerde yalnız kaldıklarında istenmeyen ve meşru olmayan bir takım menfi neticeler meydana gelmekte ve sonunda herhangi bir nedenle nişan da bozulmaktadır. Geride kalan şey vebal ve iffetsizliktir. Bunun için dinini, dünyasını ve şerefini düşünen bir aile reisine düşen vazife, meşru olmayan bu gibi şeylere engel olmasıdır.
 
SORU: Bir kimse nişanladığı kızın evine hediye gönderir, sonra evlenme işi tahakkuk etmezse hediyenin durumu ne olacak?
CEVAP: Al-Fıkh ala'l-Mezâhib al-arba'a’ya göre; bir kimse nişanlandığı kızın evine hediye gönderir bilahare evlenme işi tahakkuk etmezse gönderdiği hediye, sebze ve meyve gibi kısa zamanda bozulacak yiyeceklerden olursa geriye bir şey verilmeyecektir. Para, elbise gibi bir şey ise sahibine iade edilmesi gerekir. Telef olmuş ise misli olduğu takdirde misli, yoksa değeri takdir edilip verilecektir. Hamid al-Ferganî şöyle diyor: "Birisi oğlunun nişanlısına hediye gönderir ve evlenmeden önce oğul vefat ederse mevcut olan şey geri verilecek, ama mevcut olmayan şeyin bedeli verilmeyecektir.
 
BOŞANMAYLA İLGİLİ KONULAR
 
SORU: Bir kimse hanımını boşarsa küçük çocukları kime bırakılacaktır?
CEVAP: Boşanmak suretiyle birbirinden ayrılmış olan çiftin küçük çocukları aşağıda zikredilecek şartlan haiz anneye bırakılır. 1 - Mürted olmaması. 2- Fuhuş veya hırsızlık gibi büyük günahları işleyen bir kadın olmaması. 3- Emin olması. 4- Mahrem olmayan kimse ile evli olmaması. Yukarıda kaydettiğimiz manilerden biri varsa, isterse anneanneye bırakılır. O da olmazsa babaanneye, sonra ana-baba bir kızkardeşe, yoksa anne bir kızkardeşe, sonra teyzeye, sonra da halaya bırakılır. Tabii bunlar arzu ettikleri takdirde böyledir. Erkek çocuk yedi yaşına girinceye kadar bu durum devam eder.- Kız çocuk ise kendisine bakan anne veya nine olursa aybaşı kendisine gelinceye kadar bu durum devam eder. Ama anne veya nine olmazsa dokuz yaşına gelinceye kadar bu durum devam eder. Bu açıklama Hanefî mezhebine göredir. Şafiî mezhebine göre ise; aşağıda zikredilen şartlar dahilinde erkek olsun, kız olsun çocuk anneye bırakılır 1- Annenin müslüman olması. Hıristiyan, Yahudi veya mürted olursa kendisine bırakılmaz. 2- Akıllı olması. 3- Emin olması. Fasıka olduğu takdirde kendisine bırakılmaz. 4- Mahrem olmayan kimse ile evli olmaması. 5- Çocuğun mümeyyiz olmaması. Aksi takdirde çocuk muhayyer bırakılır.
SORU: Bir çiftin nikâhı kıyılmışsa ve yalnız zifaf vaki olmadan evvel herhangi bir sebeple bir talâk ile boşanmaları halinde durumları nasıldır?
CEVAP: Zifaf vaki olmadan evvel bir talâk ile boşanan çiftin arasında dinen beynunet vaki olur. Ricatın yapılması da mümkün değildir. Yani zifaftan önce olduğundan iddet söz konusu değildir ve artık yabancı bir kadındır. Ancak üç talâk ile boşanma vuku bulmadığından her iki taraf arzu ederlerse yeni bir nikâh ile birbiriyle biraraya gelebilirler. Bu durumda sadece iki talâkları olacaktır.
 
SORU: Boşanma dil ile olabileceği gibi yazı ile de olabilir mi?
CEVAP: İslâm hukukuna göre boşanma dil ile vaki olduğu gibi yazı ile de vaki olabilir. Aralarında fark yoktur. Hatta dilsiz olan için işaretle de talâk vaki olur.
SORU: Birkaç sene evvel bir kadınla evlendim. Ondan memnunum. Ancak annem ve babam ondan memnum değiller ve onu boşamamı istiyorlar. Dediklerini yerine getirmediğim takdirde Allah indinde mesul müyüm?
CEVAP: Boşanma kapısı ihtiyaca binaen açılmıştır. Gerek olmadan boşamaya başvurmak mekruhtur. Peygamber (sa.); "Allah indinde helâl olan şeylerin en sevimsizi boşamadır"; başka bir hadiste "Gerek olmadan kocasından boşanma talebinde bulunan kadına Cennet kokusu haramdır" buyurmuşlardır (Buhari-Miislim). Alimlerin kaydettiklerine göre boşanmayı gerektiren hallerden biri de anneye-babaya itaat etmektir. İbn Ömer (ra.) şöyle diyor "Sevdiğim bir eşim vardı, yalnız babam ondan hoşlanmazdı. Ve onu boşamamı istedi. Onun isteğini yerine getirmediğim için Peygamber (sa.)'e durumu anlattı, bunun üzerine Peygamber (sa.) "Ey Abdullah karını boşa" dedi. Yalnız anne ve babanın boşama talepleri bir sebebe dayalı olmalıdır. Hatta Hanbelî mezhebine göre adil de olsa kadını boşamak hususunda anne ve babaya itaat etmek gerekmez.
 
SORU: Hul ne demektir?
CEVAP: Hul, kocaya verilmek üzere bedel mukabilinde koca ile karı arasındaki evlilik hayatına son yetmektir. Hanefi mezhebinde hul, bedel mukabilinde kişinin karısını boşamasıdır. Şafiî mezhebinde ise konu ihtilaflıdır. Bu bir boşamadır diyen olduğu gibi. boşama değil, nikâhı fesh edip bozmaktır diyen de vardır. Fesh olduğu takdirde talâkın sayısına tesir etmez. Buna göre hul edilen kadın ile ikinci defa evlenmek caizdir, hatta kaç defa tekrar ederse yine evlenmeye engel olmaz. Bir kimse üç talâkını bir şeye talik eder, mesela babanın evine gidersen üç talâk ile benden boşsun dese, boşanmamanın çaresi hul feslidir diyen bazı Şafiî ulemasının kavline göre zevcesini bir şey mukabilinde hul eder, sonra kadın bu esnada babasının evine gider ve akabinde iddet beklemeden yeni bir nikâh ile onunla evlenirse talikden kurtulmuş olur. Çünkü eski nikâh bozulmuş gitmiştir.
 
SORU: Bir kimse karısını üç talâk ile boşadıktan sonra pişman olup tekrar onu almak ister; fakat üç talâk ile boyadığı için başka bir kocaya varmadan onunla evlenmek caiz olmadığından hülle -kısa bir zamanda boşamak şartıyla bir diğeriyle evlenme- usulüne başvurur. Böyle bir şeyin İslâm'da yeri var mıdır?
CEVAP: Hülle denilen usulün İslâm dininde yeri yoktur. Bu usûlü tatbik eden de ettiren de melundur. Peygamber (sa.) şöyle buyuruyor: "Allah helâl kılıcı -muvakkat koca- ve kendisi için hülle yapılan -eski koca- kimselere lanet etmiştir". Peygamber (sa.) ile sahabe arasında şöyle bir muhavere cereyan etti: Peygamber (sa.) “Emanet tekeyi size haber vereyim mi?” Sahabeler -Evet. Peygamber “Helâl kılıcı kimsedir. Allah hem helâl kılıcı, hem kendisi için helâl kılınan kimselere lanet etmiştir”. İbn Mesud'dan da şöyle rivayet edilmiştir Peygamber (sa.) helâl kılıcı ve kendisi için helâl kılınan kimselere lanet etmiştir. İslâm dini hülle meselesini lanetlediği halde bazı din düşmanları İslâm'ı lekelemek için ona mal etmek isterler. Yüce dinimize göre bir kimse zevcesini üç talâk ile boşarsa tekrar onunla evlenemez. Ancak boşanan kadın normal olarak başka bir kimse ile evlenir, ikinci kocası da ya vefat eder veya anlaşmazlık neticesinde birbirinden normal usule göre ayrılırlarsa eski kocasıyla anlaşma sağladıkları takdirde birbiriyle yeniden evlenebilirler. Fakat Allah'ın ve Resulullah'ı n lanetlediği hülle usulünde olduğu gibi pazarlık yoluyla bu işi yapmak caiz değildir. Kur'ân-ı Kerîm şöyle buyuruyor: "(Üç talâk ile) boşamış ise başka bir koca ile evlenmeden kendisi için helâl olmaz".
 
SORU: İslâm dini boşanmaya neden müsâade etti?
CEVAP: İslâm dininde nikâhın kıyılmasındaki gaye her iki eşin hayatları boyunca saadet ve mutluluklarım temin etmek için onları manevi bir bağ ile bağlamaktır. Bu bağ kutsal sayılıp İslâm'da büyük bir yeri vardır. Bunun için karı koca arasına girip onları birbirine düşürmek için çalışan kimse Allah'ın gazabına uğrar. Peygamber (sa.) şöyle buyuruyor: "Bir kadını kocasına karşı ifsad eden kimse bizden değildir". Ancak çeşitli sebeplerden dolayı anlaşmaları güç veya mümkün olmayan karı kocanın hayatları boyunca bir arada yaşamaları ve birbirlerine karşı düşmanca davranıp hayat sürdürmeleri faydadan ziyade zarar verdiğinden yüce İslâm dini talâkı -boşanmayı- sevmediği halde onun kapısını açık bırakmıştır.
 
SORU: Karısının gayri meşru olarak yaşadığını bilen kimse ne yapmalıdır, onu boşamak mı yoksa öldürmek mi icab eder?
CEVAP: Kesin olarak karısının gayri meşru olarak yaşadığını bilen kimsenin onu öldürmek veya öldürtmek için teşebbüse geçmesi caiz değildir. Çünkü evli olan kadının zina ile hiyanet ettiği zaman dinen cezası recm yoluyla idam edilmek ise de birkaç cihetten bunu tatbik etmek mümkün değildir: 1 - Her şeyden evvel dört müslümanın, göz ile, zanîlerin tenasül organlarının birbirine girift olduklarını görmeleri şarttır. Bu da mümkün değildir. 2- Cezayı tatbik eden fert veya fertler değil, hükümettir. Herkes uygun gördüğü cezayı infaza kalkışacak olursa düzen bozulur, anarşi doğar. 3- Günümüzde, bir kimse zina eden karısını öldürtmek için teşebbüse geçecek olursa davasını isbat etmek mümkün olmadığı için Allah'ın indinde mesul olacağı gibi, kanunen de mesul olup yıllarca haps sefaletini çekecektir. Böyle bir olay karşısında boşamadan başka çare yoktur.
SORU: Kaç çeşit boşanma vardır?
CEVAP: İslâm dininde boşama dört çeşittir: 1- Vacib, 2- Sünnet, 3- Haram, 4- Mekruh. Vacib olan boşama şöyledir Karı-kocanın anlaşmazlıkları neticesinde durum hakemlere intikal eder, hakemler de boşamayı uygun gördüklerinde koca, karısın boşamaya mecburdur. Sünnet olan boşama da Koca kadının hakkına tecavüz edip zulm ederse veya kadın kocasının namusuna hiyanet ederse onu boşamak sünnettir. Birisi Peygambere (sa.) gidip dedi ki Benini karım isteyen kimsenin elini çevirmez", bunun üzerine Peygamber (sa.) buyurdu ki: "Onu boşa". Haram olan boşama; aybaşında veya tuhr halinde münasebette bulunduktan sonraki boşamadır. Mekruh olan boşama da yukarıda zikredilen hallerden hiç birisi olmadığı halde vaki olan boşamadır. Boşamada kullanılan kelimeler iki çeşittir: 1- Sarih -açık- yani boşama mânâsından başka bir mânâda kullanılmayan kelimedir. Hanefî mezhebinde sarih, açık olarak boşamanın mânâsını ifade eden sözdür. Şafiî mezhebinde ise sarih lafızlar üç kelime ve bunların tercümeleridir. Bunlar da talâk, firak ve serah'dır. Sarih talâkın vukuu için niyete hacet yoktur. Yani bir kimse bu kelimelerden birisini söylerse, hanımın boşanmasını istemedim dese de boşanır. Çünkü bu kelimeler bu mânâdan başka bir mânâda kullanılmazlar. 2- Kinayedir Kinaye kelimeleri boşamada açık değildir. Yani boşama için kullanıldığı gibi, başka bir mânâya da kullanılır. Bunu söyleyen kimse boşama mânâsını değil, ikinci mânâsını kasd ettim dese sözü tasdik edilir. Mesela, bir kimse zevcesine "sen serbestsin" dese, maksadı "boş olduğun için serbestsin" olursa bir talâk ile boşanır, yoksa "serbestsin" demekle "nasıl istersen yapabilirsin. Çünkü sana güvenim var" kasdederse talâk diye bir şey icab etmez. Hulâsa kendi zevcesi hakkında kinaye kelimesini söyleyen kimsenin maksadı onu boşamak ise boşanır, yoksa o kelimenin mânâsını murad ederse boşanmaz.
 
SORU: Bir kimse korkutmak veya latife şeklinde hanımına "sen boşsun" dese boşanır mı?
CEVAP: Bir kimse korkutmak ve latife şeklinde hanımına "sen boşsun" dese boşanır. Çünkü boşamanın şakası yoktur. Allah'ın Resulü (sa.) buyuruyor ki: “Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddi sayılır. Talâk, nikâh ve ricattır" Ricat kadını bir veya iki talâk ile boşadıktan sonra tekrar nikâh altına geri almaktır.
 
SORU: Bir kimse başkasının tesiri altında kalarak karısını boşarsa, boşanır mı?
CEVAP: Bir kimse başkasının tesiri altında kalır yani karısının hakkında dedikodu yapılır veya boşanması için ısrar edilir, o da boşarsa boşanır. Bu hususta hiç ihtilaf yoktur. Ama silah tehdidi altında hanımını boşarsa Şafiî mezhebinde boşanmaz. Peygamber (sa.): "Ümmetimden yanılmak, unutkanlık ve yapılması için zorlandıkları şeyin hükmü kalkmıştır" buyurmuştur. Hanefi mezhebinde ise boşanır.
SORU: Bir kimse içki içip sarhoş olur ve bunun neticesinde zevcesini boşarsa boşanır mı?
CEVAP: Bir kimse hasta olur, sarhoşluk veren ilaçtan başka bir ilaç bulamadığı için onu içer veya zorla kendisine içki içirilir ve bunun neticesinde sarhoş olup karısını boşarsa dinen karısı boşanmış sayılmaz. Ama mazereti olmadan içki içip sarhoş olursa karısını boşadığı takdirde Hanefî ve Şafiî mezheplerinin Cumhuru ulemasına göre zevcesi boşanmış sayılır.
 
SORU: "Kuveyt'te" yayınlanan "al-Müslim al-Mu'âsır" isminde bir derginin 78. sayısının 49. sayfasında "erkek karısını boşayabildiği gibi kadın da kocasını boşayabilir" denmektedir. Bu hususta görüşünüz nedir?
CEVAP: Bir imanın gereği olarak her şeyden önce Kur'ân ve sünnete bağlıyız. Kuran ve sünnet ne buyururlarsa onu kabul etmek mecburiyetindeyiz. Sadece mide ve şehvetini düşünenlerin hatırı için dinden fedakârlık etmek şahsiyetsizlik ve sapıklıktır. İslâm'a inanmayan kimseleri memnun etmek için hiçbir surette ihtimali olmayan ayet ve hadîsleri zorlayıp tevil etmek için uğraşmak gazabı ilahinin inmesine vesile olduğu gibi, tamamıyla İslâm'dan vazgeçip ayrılmadıkça onları -inanmayanları- memnun etmek de mümkün değildir. Kadın cahiliyet devrinde zulme uğramış, hakkı ketm edilmişti. Hatta onu insan saymak istemeyen de olmuştu. İlahî rahmet olarak gelen İslâm dini o mazlumun elinden tutup kaldırdı. Beşeriyetin yarısı olduğunu beyan etti. Cenabı Hakk buyuruyor "Ben erkek olsun, kadın olsun sizden hiçbir amel sahibinin amelini zayi etmem". Şimdiki zamanda kadın hakkından söz edip onu savunur gibi görünen kötü ruhlu insan başka bir yönden kadına zulm ediyor. Onu şehvet metaı haline getirip şerefiyle oynuyor. Üstelik de kadın her hususta erkek gibi olsun? Her hususta kadın erkek gibi olmalıdır, diyen kimse samimi ise kadını erkek gibi güçlü kılsın, gebelik ve onu takip eden hallerden kurtarsın. Erkeğin sahip olduğu cesareti kendisine verip onu erkeğin himayesine sığınmaya muhtaç kılmasın. Ama bunu yapması mümkün değildir. Zira kadının fıtratı ayrı, erkeğin fıtratı ayrıdır. Kadın bazı hususlarda erkeğe eşittir. Erkek gibi mal sahibi olur, alış-veriş yapar, görüşünü söyler. Bazı hususlarda da eşit değildir. Cuma namazı, cihad gibi şeyler erkeğe farz, kadına farz değildir. İhtiyaç olduğu zaman erkek ikinci bir kadınla evlenebilir. Ama kadın evlenemez. Erkek uzak mesafelere gidebelir, kadın ise gidemez. Şimdi esas meselemize gelelim. İslâm dini hiç sevmediği fakat zarurete binaen kapısını açık bıraktığı boşama görevini kesin olarak sadece erkeğe vermiştir. Bu husus Kur'anı Kerîm, sünnet-i seniye ve icmâ-ı ümmetle sabit olmuştur. Mânâsı açık olan âyet ve hadisleri, ihtimali olmayan mânâlar ile tevil etmek tahriftir. Kur'ân-ı Kerîm Peygamber (sa.)'e hitaben şöyle buyuruyor "Ey Nebi, kadınları boşadığmız zaman..." . Başka bir ayette de zevcesini üç talâk ile boşayan kimsenin hakkında şöyle buyuruyor "Üç talâk ile onu bo-şamışsa artık kendisi için helâl olmaz". Kütüb-i sitte-i sahihânın talâk bölümünde zikredilen hadisler açık veya kapalı olarak boşamanın erkeğin hakkı olduğunu ifâde ediyor. Erkeğe talâk görevinin devredilmesinin iki önemli sebebi vardır: 1- Kadın, hissi ve heyecanlıdır. Boşama görevi kendisine verilseydi ufak bir mesele için hemen boşanmaya başvurabilirdi. 2- Evlilik yuvasını korumak için çalışıp büyük masraflara katlanan erkektir. Bunun için kadından sıkıntısı da olsa kolay kolay boşamayı düşünmez. Güçlüklerle kurduğu yuvayı dağıtmak istemez.
 
SORU: Ahmed al Şerbasî "Yeselunek Aniddini ve El-Hayati" ismindeki kitabında C. l, s. 271 diyor ki: Bir kimse karısına: "Haberim olmadan babanın evine gidersen benden boşsun" dese sonra karısı kendisine haber vermeden giderse, gayesi karısını boşamak değil de, sözünün ciddiyetini ifade etmek ise boşanmaz. Bu hususta ne diyorsunuz?
CEVAP: Bir kimse karısının talâkını -boşanmasını- herhangi bir şeye talik ederse mesela "sen çarşıya gidersen benden boşsun" sözünde, boşanma çarşıya gitmeye talik edilmiş, yani bağlanmıştır. Çarşıya gidişi hasıl olduğu an mutlaka bir talâk gider. Gayesi ister tehdit olsun, ister tekid olsun, ister boşanma olsun, durum değişmez. Binaenaleyh adı geçen zatın sözü İslâmî bir belgeye dayanan bir söz değil, şahsına aittir. Ancak unutarak giderse Şafiî mezhebine göre boşanmaz.
 
SORU: Bir kimse karısına "sen bu işi yaparsan boşsun" dese ne lazım gelir?
CEVAP: Bir kimse karısına "sen bu işi yaparsan boşsun" dese o işi yapmazsa zaten bir şey icab etmez. Fakat yaparsa bir talâkı gider. İki talâkı kalır. Tekrar karısıyla yaşamak isterse ricat etmesi gerekir. Ricat Hanefî mezhebinde söz ile olduğu gibi fiil ile de olur. Yani karısına "seni nikâhımın altına geri aldım" demek ile ricat olduğu gibi münâsebette bulunmakla da olur. Şafiî mezhebinde ise ricat ancak söz ile olur. Fakat karısına "şu işi yaparsan üç talâk ile boşsun" dese yaptığı takdirde üç talâkı da gider.
 
SORU: Bir kimse karısına "sen babanın evine gidersen üç talâk ile boşsun" dese babasının evine gitmesi için çare var mıdır?
CEVAP: Bir kimse karısına "sen babanın evine gidersen üç talâk ile boşsun" dese, kadın gitmezse bir şey icab etmez. Ama babasının evine gidebilmek için Hanefî mezhebinde bir talâk ile boşar. İddet bittikten sonra babasının evine gider sonra yeniden birbiriyle evlenir ve böylece o şarttan kurtulmuş olur. Yani artık babasının evine gidebilir. Yalnız bu sefer iki talâk kalmış olur. Şafiî mezhebine göre ise çare ya bir talâk ile boşayarak iddet bittikten sonra babasının evine gider. Sonra yeniden birbiriyle evlenirler veya hul yoluyla olur. Yani bir şey mukabilinde zevcenin nikâhını fesh eder. Ondan sonra o kadın babasının evine gider. Bilahare iddet beklemeden ikinci defa yeniden evlenir ve nikahı akdederler. Bu nikâh önceki nikahtan başka bir nikâh sayıldığından kadının babasının evine gitmesinde hiçbir sakınca yoktur.
 
SORU: Bir kimse karısına "ben falan şeyi yapsam üç talâkla boşsun" dese sonra unutarak veya zorlanarak o işi yaparsa ne lazım gelir?
CEVAP: Bir kimse herhangi bir işine veya yakından kendisiyle ilgilenen kimsenin işine zevcesinin boşamasını talik eder, yani bağlar, sonra unutarak veya zorlanarak o işi yaparsa Hanefî mezhebine göre zevcesi boşanır. Fakat Şafiî mezhebine göre bir şey lazım gelmez. Ama hatırladığı halde yaparsa her iki mezhebe göre de zevcesi boşanır.
 
SORU: Bir kimse "falan adamın bu işi yapmasına müsaade edersem eşim üç talâk ile boş olsun" diye yemin eder, sonra haberi olmadan o adam o işi yapar veya ona gücü yetmezse bir şey lazım gelir mi?
CEVAP: Bir kimse "falan adamın bu işi yapmasına müsaade edersem eşim üç talâk ile boş olsun" diye yemin eder. O adam gücü yettiği takdirde bilgisi dahilinde o işi yapar ve engel olmazsa eşi boşanır. Fakat gücü ona yetmez veya haberi olmadan o işi yaparsa bir şey lazım gelmez.
 
SORU: Bir kimse eşine "seni öldürmezsem boşsun" dese ne yapmak icab eder?
CEVAP: Bir kimse eşine "seni öldürmezsem boşsun" dese hayatından ümit kesilinceye kadar karı-koca olarak yaşarlar. Çünkü "seni öldürmezsem" sözünde şimdiki zaman değil, geniş zaman anlaşılır. Hayattan ümit kesilince boşanır.
 
SORU: Bir kimse mesela "kardeşimi bu evden çıkarmazsam eşim benden boş olsun" dese eşinin boşanmaması ve kardeşinin evde kalması için ne yapmak icap eder?
CEVAP: Bir kimse mesela "kardeşimi bu evden çıkarmazsam eşim benden boş olsun" dese zevcesinin boşanmaması ve kardeşiyle birlikte yaşayabilmesi için çare kardeşini evden çıkartmaktır. Bir iki gün sonra arzu ederlerse tekrar onu evine alabilir. Çünkü evden çıkartma işi tahakkuk etmiş sayılır.
 
SORU: Bir kimse karısına sadece "sen boşsun" der de üç talâktan bahsetmez ve "sen boşsun" sözünü tekrarlamazsa ne lazım gelir?
CEVAP: Bir kimse karısına sadece "sen boşsun" der ve başka bir şey ilâve etmezse, iddet bitmeden önce karısına ricat ederse zâten normal olarak karı-koca hayatı devam edecektir. Yalnız şu var ki artık üç talâk değil iki talâka sahiptir. İddet biterse boşanan kadın yabancı bir kadın olur. İsterse başkasıyla evlenebilir. İsterse de eski kocasıyla anlaşma yapıp yeni bir nikah ile kendisine varır. Zevc-i ahire varmak da söz konusu değildir. Çünkü üç talâkla değil tek talâk ile boşanmıştı. İddetin mânâsı Hamile ise doğum yapıncaya kadar beklemek, değilse şayet aybaşından (adet) kesilmiş ise üç ay, yoksa üç defa adet görmek için beklemektir. Şafiî mezhebine göre üç tuhur görünceye kadar beklemektir. Yani boşandıktan sonra üç defa temizlik görmesidir.
 
SORU: Talâk sarih -açık- ve kinaye -boşamada açık değil, boşamadan başka bir mânâya muhtemel olan- olmak üzere iki çeşittir, dedik. Bunlardan hangisi ric'i talâk, hangisi haindir?
CEVAP: Şafiî mezhebinde boşanmada kullanılan kelime sarih olsun, kinaye olsun bir defa söylediği takdirde talak ricidir. Kadın istesin, istemesin erkek arzu ettiği takdirde ricat edebilir. Ancak "boşsun" veya "sen boşsun" dediği zaman üç talâkı niyet ederse bir defa söylediği halde üç talâktır ve beynuniyet vaki olur. Ama bir defa söyler ve üç talâk niyetini getirmeyip ricat etmediği takdirde iddetin bitiminde kadın ondan ayrılır, yabancı olur. Ama her iki taraf arzu ederlerse yeni bir nikâh ile bir araya gelebilirler. Ve sadece iki talâk sahibi sayılır. Hanefî mezhebinde ise mutlak sarih, yani bir vasıf ile vasıflanmayan talâk ile kinayeden "iteddi-istebri'i rahmeki ve enti vahidetün" kelimeleriyle mânâsını ifade eden kelimeler ric'îdir. Kinayenin kalan kelimeleri ile boşanma murad edilirse haindir. Bir defa söylense de kadın tamamiyle gider. Ricat da edemez. Ancak her iki taraf arzu ettikleri takdirde yeniden birbiriyle iki talâk ile evlenebilirler. Ayrıca talâk kelimesiyle arapçadan başka dillerde mânâsını ifade eden tercümesi şiddet ve ziyade gibi şeylerle vasfedilirse -sen şiddetli bir talâk ile boşsun gibi- yine baine sayılır.
 
SORU: İddet ne demektir?
CEVAP: İddet cinsi münâsebetten kalacak eserin ortadan kalkması için beklenmesi gereken zamandır. İddet iki kısımdır:
1- Birincisi hayatta olan bir kimsenin karısını boşaması veya herhangi bir sebepten nikâhı feshetmesinden ötürü kadının beklemesi gereken zamandır. Bu müddet zarfında kadın evlenemez. Rahmi boş da olsa, yani gebe olmasa da bu müddeti beklemek mecburiyetindedir. Boşanan veya nikâhı fesh edilen kadın hamile ise doğum yapmakla iddeti biter. Zaman kısa olsun, uzun olsun arasında fark yoktur. Hamile olmazsa adet sahibi yani adet görüyorsa iddeti üç kur'dur. Yine Hanefî mezhebine göre üç defa adet görecektir. Şafiî mezhebine göre ise üç defa temizlik görecektir. Adet sahibi değilse, yani adetten düşmüş veya küçük ise iddeti üç aydır.
2- Kocasının vefatından dolayı kadının beklemesi gereken zamandır. Bu durumda kadın hâmile olursa doğum yapmakla iddeti sona ermiş bulunur. Hamile olmazsa iddeti dört ay on gündür.
 
SORU: Hanefî bir kadın, adet halinde iken boşansa adet süresi iddet sayılır mı?
CEVAP: Hanefî mezhebine göre bir kadın adet halinde iken boşansa içinde bulunduğu adet sayılmaz. Şafiî mezhebine göre ise temiz iken boşansa, şayet onda cinsî münasebet olmamış ise o temizliği sayılır. Yoksa onda cinsi münasebet olmuş ise sayılmaz.
 
SORU: Bir kimse evlendiği kadın ile halvette bulunsa, yani münasebette bulunmak için hiçbir engel kalmadan bir araya gelirse ve bu arada boşanma vaki olursa iddet lazım gelir mi?
CEVAP: Şafiî mezhebine göre iddet icab etmez. Fakat Hanefî mezhebinde iddet beklemek lazımdır.
 
SORU: İddette bulunan kadına ne lazım gelir?
CEVAP: Mukaddes olan evlilik bağının çözülüşünden dolayı üzüntüyü ifade etmek maksadıyla iddet bekleyen kadının süslenmek, güzel koku sürmek ve gözlerine sürme çekmekten sakınması gerektiği gibi gerek olmadan evinden de çıkması caiz değildir. Çünkü iddet esnasında nafakası kocasına aittir. Ancak Hanefî mezhebine göre kocası vefat etmiş olan kadının nafakası kendisine ait olduğu için nafakasını kazanmak için gündüz çıkabilir. Ayrıca iddette bulunan kadını istemek, seninle evlenmek istiyorum gibi söz söylemek caiz değildir. Çünkü çözülmüş, evliliğin eseri hâlâ mevcut olduğundan böyle bir teklif ona hakaret sayılır. Yalnız mânâsı kapalı bir söz ile onu ifade etmekte beis yoktur.
 
SORU: Eşim İslâm'a inanıyor. Fakat İslâm'ı yaşamıyor. Namaz kılmadığı gibi tesettüre de riayet etmiyor. Bunun için ızdırap içerisindeyim. Birçok defa onu boşamak istiyorum. Sonra masum yavrularımızı hatırlayıp vazgeçiyorum. Eşim, İslâm'ı yaşamadığı için onu "boşamanı gerekirmi?
CEVAP: Madem ki İslâmı seven ve İslâm'ı yaşayan bir kimsesin, hayatı zevciyyeye atlamak istediğin zaman müslüman ve saliha bir kadın arayıp onunla evlenmek için gayret etmen lazımdır. Bunu zamanında yapmadığın için Allah'ın indinde mesul olabilirsin. Şimdi senin görevin İslâm'ın güzel prensip ve yüce gayesini münasip bir dille müslüman fakat asi eşine anlatıp nasihat etmen ve ehli tarafından yazılmış kitapları kendisine okuman, okutman ve iyi hatibleri dinlet-mendir. Bunu yaptığın halde bir türlü yola gelmezse, ebedî hayatını kurtarmak gayesiyle kendisine karşı biraz sert davranmak, bununla da yola gelmezse geçici olarak ondan uzak kalmaktır. Bununla da yola gelmezse vazifen sona ermiş olur. Artık vebal kendisine aittir. Böyle bir kadını boşaman icab etmez. Özellikle yuva kurup çocuk sahibi olduktan sonra boşamaya baş vurmak çok acıdır. İslâm dininde iyi olmazsa da hıristiyan ve yahudi bir kadınla evlenmek caiz olduğuna göre fasike bir müslüman hanım ile evlenmek elbette caiz olacaktır. Fasıke bir kadın yahudi ve hıristiyan bir kadından çok üstündür.
 
SORU: Bir kimse karısına hitaben: "Üç talâk ile seni boşadım" dese üç talâk mı gider yoksa bir mi?
CEVAP: Bazı hocalar defaten söylenen üç talâk bir olarak kabul ediliyor deyip fetva veriyor. İslâm fıkhına göre bunun mahiyeti nedir? Ashabı kiram ve tabi'nin cumhuru ile hak olan dört mezhebe göre bir anda defaten bir kadın üç talâk ile boşansa üç talâk ile boşanır. Müftâ bih de budur. Maliki ulemasından Ekberu'l-Mesalik sahibi, Hanefi ulemasından Hayreddin el Remli, İbn Hacer ve Hatib Şirbini gibi zevat bunun aksini ileriye sürüp fetva vermek sapıklık ve delalettir, diyorlar. Her meselede olduğu gibi bu meselede de selef ve halefin yolunu sülük edip onları izlemek zorundayız. Buna muhalefet eden varsa zaif olduğu için muhalefeti nazar-ı itibara alınmaz. Ayrıca mesaili fıkhiyenin birçoklarında ihtilaf vardır. Ama her ihtilaf dile getirilmez. El-Hüccetü el Dâmiğe ve mukarenetü'l Mezâhib fil Fıkıh isimli kitaplarda kaydedildiğine göre Cumhuru Ulema defaten verilen üç talâkı üç talâk sayıyor ve bu hususta, Kıır'an'a, sünnet ve icma'a dayanıyor. Çünkü Kur'an-ı Kerîm talâk (boşanma) sayısı hususunda mutlak olarak gelmiş, bir ile üç arasında ayırım yapmamıştır. Yani bir kimse hanımına hitaben Bir talâk ile sen boşsun dese, bir talâk vaki olacağı gibi üç talâk ile boşsun dediğinde de üç talâkın vaki olacağını ifade eder. Sünnet de böyle bir söz ile üç talâkın gideceğini beyan eder.
Bu hususta bununla ilgili çok hadis vardır. Birkaç misal vermek istiyorum:
1- Ubâde bin es Samît diyor ki: “Benim dedem bir karısını bin talâk ile boşadı. Bunun üzerine Peygamber (sa.) gidip durumu anlattım. Peygamber (sa.) Senin deden Allah'tan korkmadı mı? Üç talâk kendisinin, dokuzyüzdoksanyedi talâk ise haddi aşmak ve zulümdür. Allah Teâlâ dilerse onu cezalandırır, dilerse de onu bağışlar.”
2- Patıma bint Keys diyor ki: “Benim kocam üç talâk ile beni boşadı. Allah'ın Resulü de bu sebeple bana mesken vermedi ve nafakada bağlamadı.” Cumhuru ulema diyor ki "Talâkın üçü vaki olmasaydı mesken ve nafakadan mahrum edilmeyecekti."
3- Muaviye bin Yahya'dan şöyle rivayet edilmiştir Adamın biri Osman bin Affan'a (ra.) geldi; Ben karımı bin talâk ile boşadım, dedi. Osman (ra.) "Senin karın üç talâk ile senden boşandı" diye cevap verdi. İcma'a gelince, ashab ve tabi'înin ezici çoğunluğu üç talâk defaten söylense üç talâk vaki olur. diye hüküm vermişler. Bu hususta muhalefet de olmamıştır. Ayrıca Hz. Ömer (ra.) üç talâk defaten söylense üçü de vaki olur, diye hüküm vermiştir. Halbuki halk arasında Peygamberin (sa.) zamanındaki mevzuatı bilen ashabı kiram yaşıyorlardı. Şayet Hz. Ömer'in verdiği hüküm Peygamberin (sa.) hükmüne muhalif olsaydı haksızlığı kabul etmeyen ashabı kiram elbette bu işe müdahale edip itiraz edeceklerdi. İtiraz olmadığına göre Peygamberin (sa.) de hükmü böyle ortaya çıktığı gibi ashabın icma'ı da ortaya çıkıyor. Aynı zamanda o asırdan bu asra kadar tüm müslümanların bu yolu sülük edip devam etmeleri büyük bir hüccettir. Bunun hilafıyla amel etmek yanlıştır. Hanefi ve Şafiî ve Malikî ulemasının birçokları diğer görüş ile amel etmek sapıklıktır, diyor. Defaten üç talâk söylense bir talâk vaki olur diyen ehli sünnet vel cemaatın dışında olan bazı Şiîler ile Zahirilerdir. Sonra İbn-i Teymiye ve İbn Kayyim el Cevzî'ye de aynı görüşe katıldılar. Gereği yok iken Cumhuru ashab ve ulemaya muhalefet etmek olduğu gibi selef ve halefe muhalefet etmek de olur.
Muhalefetin dayanağı Müslimin İbn Abbas'tan rivayet ettiği şu hadistir Hazreti Peygamber (sa.) ile Hazreti Ebû Bekir (ra.) devri boyunca ve Hazreti Ömer'in (ra.) hilâfetinden iki sene geçinceye kadar üç talâk bir idi. Sonra Hazreti Ömer (ra.) dedi ki Daha önce aceleye getirilmeyen şeyi halk aceleye getirmeye başladı. Biz de onu kabul etsek ve kabul etti. Gerçekte bu hadis onlar için dayanak olmaz. O, Peygamber (sa.), Ebû Bekir ve Ömer’in (ra.) devrinin ilk iki yılında defaten söylenen üç talâkın bir olarak kabul edildiği Hazreti Ömer (ra.)'in de onu üç olarak kabul ettiğini ifade etmiyor. Bilakis hadis açıkça ifade ediyor ki Halk daha önce talâk işini aceleye getirmiyor ve üç talâk ile değil, bir talâk ile zevceyi boşayıp gerekirse evlilik hayatına bir kapı açık bırakıyor. Yani talâkı rici ile boşuyorlardı. Fakat Hazreti Ömer'in zamanında halk talâk işini aceleye bindirip bir tek talâk ile değil, üç talâk ile zevceyi boşamaya başladı. Hazreti Ömer (ra.) de onu üç olarak kabul etti. Görüldüğü bu hadis bu mânâya hamledilirse muhalefet için bir delil teşkil etmez. Şayet ona dayansa ve izah ettiği gibi izah etse de onda sarih olmadığı için katî bir hüccet sayılan icma'â muarız olamaz. Aynı zamanda Tahavî. İbnü'l Humâm ve İbn Hacer gibi zevat da bu hadisin mensuh olduğunu söylüyor. Ayrıca bu hadisin ravilerinden biri de Tavus'dur. Tavus da salih olmakla beraber birçok münker şeyleri rivayet ediyordu.
 
SORU: Koca karısına boşanma yetkisi verebilir mi? Yetkiyi geri alabilir mi? Bu yetkiyle kadın kocasını boşayabilir mi?
CEVAP: İslâm dininde boşama yetkisi kocanın hakkıdır. Yalnız ona salahiyet verilmiştir. Fakat koca bu yetkiyi kısa veya uzun süreli karısına verebilir. Mesela, karısına Bir sene veya on seneye kadar boşama yetkisine sahipsin, der. Bu yetkiyi kendisine yerdikten sonra kadın o süre içerisinde isterse kendini boşar. İsterse de boşanmaz. Koca, boşama yetkisini karısına verdikten sonra geri alıp alamayacağı hususunda ihtilaf vardır. Racih kavle göre geri alamaz.
 
SORU: Araya vekil koymadan mektupla boşamak caiz midir?
CEVAP: Bir kimse yanında hazır olmayan karısını boşadığına dair bir mektup yazıp adresine göndermekle beraber imzasını atar veya mührünü basarsa Hanefi mezhebine göre boşama niyetini getirsin getirmesin boşanır. Şafiî mezhebine göre bir kimse karısına boşamada sarih sayılan bir söz yazıp boşama niyetini getirirse boşanır. Yoksa boşanmaz. Yani boşamada sarih olan bir söz yazıldığında kinaye sayılır. Şayet boşama niyeti getirilirse boşanır; yoksa boşanmaz. Yazmak bilmeyen kimse hanımını boşamak için başkasına yazdırırsa yine boşanmış sayılıp.
 
SORU: Kadın boşanma talebinde bulunsa koca mihir iadesini isteyebilir mi?
CEVAP: Bir kimse bir kadınla evlenirse yani nikâh akdi yapılırsa Hanefî mezhebine göre şayet münasebet ve halvet olmadan evvel boşanma vaki olursa kadın mihrin yarısına müstahak olur. Münasebet veya halvet olmuş veya olmadan evvel bunlardan birisi vefat ederse mihrin tamamına müstahak olur. Şafiî mezhebine göre ise kadın mihrin tamamına, ancak münasebet ile müstahak olur. Halvet ve ölüm ile müstahak olmaz. Kadın, mihre müstahak olduktan sonra boşanma vaki olursa hiçbir surette mihri geri verilmez. Ancak koca karısına "Sana verdiğim mehri bana geri verirsen ben seni boşarım..." derse o da getirir ve bunun üzerine o da ona mukabil onu boşarsa, boşanır ve koca o mihre müstahak olur.
 
SORU: Bir kimse hanımına hitaben, “seni boşadım, seni boşadım, seni boşadım” deyip cümleyi üç defa söylerse sonra birinci cümle ile bir talâk, ikinci ve üçüncüsünü söylemekle birincisi tekid etmek istedim derse, durum nasıldır?
CEVAP: Bir kimse hanımına hitaben üç defa "seni boşadım" deyip ikinci ve üçüncü defa ile birincisi tekid etmeyi kasdettim derse, gerçekten öyle kasdetmişse tekrar hanımı ile birlikte yaşadığı takdirde Allah'ın indinde mesul değildir. Çünkü iddia ettiğine göre üç talâktan bir tek talâk vaki olmuştur.
 
SORU: Bir kimse sarfettiği bir sözden dolayı hanımının boşandığını zanneder. Ve bu zanna istinaden eşimi boşadım deyip defalarca tekrar eder. Bilahare bilen bir kimseye giderek durumu anlatır ve hanımının boşanmadığı ortaya çıkarsa acaba sonradan "Eşimi boşadım" demesi bir zarar verir mi?
CEVAP: Bir kimse sarfettiği bir sözden dolayı hanımın boşandığını zannederse ''eşimi boşadım" deyip defalarca söyler, bilahare sarfedilen ilk sözle hanımının boşanmadığı ortaya çıkarsa zanna binaen "eşimi boşadım'" demesi nikâha hiçbir halel vermez.
 
SORU: Bir kimse hanımına hitaben şu işi yaparsam sen boşsun, sen boşsun, sen boşsun dese, sonra unutarak o işi yapsa durum nasıldır?
CEVAP: Bir kimse hanımına hitaben "şu işi yaparsam sen boşsun" der ve bu sözü üç defa söylerse bilahare zühulen o işi yapsa Şafiî mezhebine göre boşanmaz.
 
SORU: İslâm dini ikram etmek için kadına mihir verilmesini emrediyor. Kadının babası veya kardeşi bu mihirde izni olmadan tasarruf edebilir mi?
CEVAP: Kadın, erkek gibi müstakil bir insandır. Erkek mülkiyet hakkına sahip olduğu gibi kadın da mülkiyet hakkına sahiptir. İstediği gibi mal ve mülkünde tasarruf eder. Babası özel hakkına müdahale edemediği gibi kocası da müdahale edemez. İzni olmadan onda hiç kimse tasarruf edemez ve etmek de haramdır. Hatta haya ve korkunun etkisi altında kalarak babasına veya kocasına tasarruf için izin verirse yine haramdır.
 
SORU: Eşimle aramız bozuldu. Hem mahkemece, hem dinen boşandık. Yalnız küçük çocuklarımızı ana ve babasız bırakmamak için eskiden olduğu gibi karı koca hayatını yaşamadan aynı evde birlikte kalmak istiyoruz. Dinen sakıncası var mıdır?
CEVAP: Bir kimse eşini mahkemece boşadığı gibi dinen de üç talâk ile boşamış ise hayatı zevciye (evlilik hayatı) bağı koptuğundan birbirine yabancı olmuşlardır. Yabancı bir kadınla yalnız kalmak caiz olmadığı gibi boşanan hanımla birlikte yalnız kalmak da caiz değildir. Çünkü gayri meşru hayata vesile olabilir. Ancak kendine hakim olduğu takdirde evinde güvenebilir annesi veya kayın validesi gibi başka bir hanım da bulunsa aynı evde yaşamalarında beis yoktur.
 
SORU: Eşimle aramız bozuldu ve anlaşmazlık uzun süre devam etti. Neticede mahkemeye başvurarak boşandık. Çocuklarımızın boynu bükük ve ıztırab içerisinde oldukları için her ikimiz de pişman olduk. Şimdi tekrar bir araya gelmeyi arzu ediyoruz. Kanunen bir sakınca yoktur. Bugün dünyadır. Yarın ahirettir. Allah'ın indinde de mesul olmamak için bu hususta dinin hükmünü öğrenmek ve ona göre davranmak istiyoruz. Acaba dinen bir araya gelmemizde bir sakınca var mıdır?
CEVAP: İslâm dinine göre koca, daha temkinli, ileriyi gören ve hissine daha az kapılan olduğundan boşanma yetkisi ona verilmiştir. Kurân-ı Kerîm açıkça bunu ifade etmektedir. Mahkemeye baş vurmadan önce veya sonra üç defa hanımını boşayan kimsenin dinen hanımıyla bir araya gelmesi mümkün değildir. Mahkemeden önce veya sonra hanımını boşamamış ise boşanmak için mahkemeye müracaat ettiği zaman boşanma yetkisini hakime verdiği için yani onu vekil olarak tayin ettiği için, hakim onu boşadığında bir talâk gider. Ama daha iki talâk hakkı vardır. Buna göre hanımıyla bir araya gelmelerinde kanunen bir sakınca olmadığı gibi dinen de bir sakınca yoktur. Yalnız mahkemece vaki olan boşama şeklini -yani talâk bain mi rîc'i mi- bilmediğimiz için bir araya gelmek azmedildiği takdirde tecdidi nikâh yapmak lazımdır.
 
SORU: Eşim İslâm'ı yaşamıyor. Namaz kılmaz, oruç tutmaz, içki içer, tesettüre riayet etmez. Onunla birlikte hayat sürdürmem caiz midir?
CEVAP: Eşin inanmadığından İslâm'ı yaşamıyorsa mürteddir. Yani İslâm'dan dönmüştür. Mürted ile evlenmek caiz olmadığı gibi onunla birlikte hayatı zeciyeyi sürdürmek caiz değildir. Ve onunla birlikte geçen hayatı gayrı meşrudur. Fakat İslâm'a inandığı hâlde, kendini günah şeylerden muhafaza etmiyorsa müslümandır. Yalnız günahkârdır. O takdirde onunla beraber yaşamak caizdir. İyi insanlarla teşriki mesai eder ve güzel dinî kitaplar okursa nefsini ıslah edebilir. Böyle devam etse de onu boşamak icab etmez. Yalnız, çocukların ahlâkını bozup İslâm terbiyesinden uzaklaştırıyorsa onların manevî hayatını kurtarmak için ondan uzaklaşmak daha evladır.
 
SORU: Bir kimsenin talâkı rici hakkı bir kereye mi mahsustur, yoksa birkaç defa ayrı zamanlarda seni bir kere boşadım deyip tekrar avdet edebilir mi?
CEVAP: Talâk (boşama) iki çeşittir: Birincisi ric'i talâk, ikincisi bain talâk. Ric'i talâk kullanmayla kopmuş olan nikâh bağının tekrar bitiştirilmesi mümkün olan talâktır. Memleketimizde yürürlükte olan Hanefi ile Şafiî mezhepleri ric'i talâkı ayrı ayrı tarif etmektedirler. Şafiî mezhebine göre talâkı ricî bir veya iki defa vaki olan boşamadır. Sarih ile kinaye arasında bir fark yoktur. Yani bir veya iki defa sarih ya da kinaye lafızlarının birini söylemek suretiyle iddet bitmeden önce onu (zevceyi) geri alıp ricat edebilir. Fakat üç defa söylediği takdirde tamamiyle nikâh bağı kopar. Artık bir araya gelmeleri mümkün değildir. Meğerki boşanan kadın başkasıyla evlenir sonra evlendiği koca da vefat eder veya onu boşarsa, ikinci defa bir araya gelmeleri mümkündür. Hanefî mezhebine göre ise sarih talâk ile kinaye kısmından da "Say, Rahmini temizle, sen birsin" kelimeleriyle vaki olan talâk ric'idir. Yani bir veya iki defa söylemek suretiyle hanımını boşayan kimse isterse geri dönebilir. Yani bir defa söylense de kadın boş olur, ricat kalmaz. Ancak her iki taraf arzu ederse yeniden evlenmeleri mümkündür. Yalnız artık kocanın elinde iki talâk kalmıştır.
 
SORU: Bir kimse karısına hitaben "Bu ev bana haram olsun, sen de bana haramsın" dese ve bu söz ile karısının üç talâkla boş olduğunu zannedip buna binaen sen üç talâkla boşsun diye haber verirse hanımı boşanır mı?
CEVAP: Hanefî mezhebine göre "sen de bana haramsın" demesiyle talâkı bain meydana gelir, bir defa boşanma tahakkuk eder. Arzu ettikleri takdirde birbirleri ile yeni bir nikâh yapıp evlenebilirler. Şafiî mezhebinde ise bir talâkı ric'i ile boş olmuş olur. İsterse ona ricat edebilir. "Sen üç talâk ile boşsun" demesi de bir şey ifade etmez. Çünkü bir haberdir ve onun zannının bir değeri yoktur.
 
SORU: Bir kimse "Bu memlekette oturursam karım üç talâkla boştur" derse, sonra o memleketten çıkar, bilahare bir iş için oraya gelse bir şey gerekir mi?
CEVAP: Bir kimse "bu memlekette oturursam karım üç talâk ile boştur" der sonra o memleketi terkedip başka bir yere yerleşir sonra misafir olarak yeminli memlekete gelirse bir şey gerekmez.
 
SORU: Bir kadın beni kocam üç talâk ile boşadı veya mürted oldu diye iddia etse, onun sözüne itimad edilir mi, başkası onunla evlenebilir mi?
CEVAP: Bir kadın, beni kocam üç talâk ile boşadı veya mürted oldu, diye iddia etse, Hanefî mezhebine göre bu kadının sözüne güveniliyorsa kendisiyle evlenmekte bir sakınca yoktur. Çünkü vukuu muhtemel olan bir olayı naklediyor. Yalnız ileriye sürdüğü iddia riddet iddiası ise ve kadın da sağlam bir dini bilgiye sahip değilse, nasıl mürted oldu diye soruşturulur. Çünkü gerçekte irtidat etmemiş (yani küfre girmemiş) olabilir. Şafiî mezhebine göre ise böyle bir iddia şahitsiz olduğu takdirde nazarı itibara alınmaz.
 
SORU: Birisi oğlunu döğmeye kalkıştı, yanındakiler de oğlunu kurtarmak isteyince: "Kim onu kurtarırsa karım boş olsun" dedi. Şimdi güçlü bir kimse veya emniyet kuvveti onu kurtarırsa ne olur?
CEVAP: Böyle bir durum olsa karısı bir talâk ile boşanır. Çünkü karısının talâkını oğlunu kurtarmaya bağlamıştır.
 
SORU: Bir kimse üç yerde birer defa karısına hitaben sen boşsun dese sonra iki defa söyleyişimden maksadım haber vermekti yani ilk defa karım için boşadım demeyi bildirip nakletmekti diye iddia etse durum ne olur?
CEVAP: Böyle bir şeyi iddia ederse dinen makbuldür, ancak gerçekte böyle olmazsa Allah indinde mesuldür.
 
SORU: Müslüman olan bir kimse bir suç işlerse aleyhinde şahitlik yapıp ortaya çıkarmak mı iyi, yoksa göz yumup örtmek mi iyi?
CEVAP: İşlenen suç iki çeşittir: 1-Allah hakkı, 2- Kul hakkı. Müslüman, kul hakkına tecavüz edildiği zaman, müslüman olsun olmasın mütecavizin suçunu ortaya çıkarıp şahitlik yapmak mecburiyetindedir. Onu örtmek vebaldir. Fakat içki içmek, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi Allah hakkı istt kendisini ikaz edip nasihat etmek şartıyla onu örtmek daha iyidir.
 
SORU: Bu zamanda fısk ve fücur yaygınlaşmıştır. Adil şahidleri bulmak çok güçtür. Normal olarak iyi görünen kimse adil de olmazsa şehadeti muteber sayılmaz mı?

CEVAP: Şafiî mezhebine göre şahid ne kadar iyi görünse de adil olmadıktan sonra ne nikâhta, ne başka bir meselede şehadeti muteber değildir. Kadı onun şehadetine göre hüküm veremez. Hanefî mezhebine göre ise şahid fasık da olsa şehadeti muteberdir. Yani hakim onun şehadetine istinaden hüküm verebilir.




iskenderpasa.com Hukuki Şartlar | İletişim Yardım | Site Haritası
Copyright 2000-2009 Server İletişim A.Ş. Her hakkı mahfuzdur. All Rights Reserved. Sık Kullanılanlara Ekle | Tavsiye Et